Daha uyanık birileri tarafından ölüme sürülüp bir şekilde gübre olan tüm o eski herifler aslında yanılmadılar. Bu mavi gezegen üzerinde bir insanın sahip olabileceği en büyük şey özgürlüktür, özgürlük için ölmeye ve gübre olmaya değer ve özgürlüğün kırpılmışı da anca sonradan tekrar ısıtılan yemek kadar leziz olur.
Genelde kendi ortaya çıkardıklarımı değerlendirme konusunda ileri derecede katı, bağışlamaz ve hoşgörüsüz olan ben, arşive dönüş yaptığımda dönem dönem acayip leziz işler çıkardığımı farkettim. Keza üzerinden belirli bir süre geçtiğinde yazdıklarına ileri derecede yabancılaşıyor, gözlerine başkalarının gözlüklerini takıyorsun. Ömer et Fiko font connaissance olsun, yerküre tarihi olsun, how I met Erhan Bey olsun bir Douglas Adams, bir Chuck Palahniuk tadı veriyor. Başkaların beğenileriyle de örtüşen bu yadsınamaz gerçek dururken o vakit, dilimdeki o muazzam lezzete sirke katan nedir?
Belirli periyodlarla blogun amacı, işlevi nedir düşünmedim değil. Başkalarını tatmin mi? Kendini birilerine beğendirerek kendini tatmin mi? Yoksa yirmi paragraf on bin vuruş süren, yürek ferahlatıp kasık ıslatan bir orgazm mı? Bütün bu sorular mezürlerce bir süre cevapsız kalmaya devam edecek gibi çünkü birileri gazladı diye ölen o adamlar haklıydılar. Her cümlenin başında Ahmet ne der, Mehmet ne düşünür, ben bunu yazarsam iş yaşamım, sosyal hayatım sekteye uğrar mı kaygısıyla yazmak tümüyle kuru sıkı tabancayla düello yapmaya benziyor, kasa sıkılmadan, kasılmadan kazanıyor.
Tüm bu sebeplerden dolayı, sanırım kayda değer bir süre hayatımdaki bütün pişmanlık, tatminsizlik, mutsuzluktan beslenen, yazarken varoluş sancıları içinde ölümü düşsüz bir uykuya benzettiğim bu mekan artık miyadını doldurmuş olacak, bu beynin ihtiyaçlarına artık cevap vermiyor. Ben bu iki buçuk sene boyunca yeni sancılar yarattım ve nik tire felın dat blogspot dat kom tüm kısıtlamalarıyla bu yeni sancıları dindirecek gibi değil. Jud Crandall’ın malum tiradında ifade ettiği gibi insanın kalbi daha taşlıdır ve orada ne ekerse onu biçer. Taşların dibini kazıp cerahatı akıtamıyorsan debelenmenin anlamı yoktur.
Şimdi ben başka bir yere, insanların ve hayvanların korkunç hikayelerini anlatmaya gidiyorum. Tüm o, abi ne güzel yazıyorsunlar, dün oturdum baştan sona iki senedir ne yazdıysan baştan sona okudumlar, abi ne olursun yaz sana çok yakışıyorlar için teşekkür ederim. Yazılması gereken kadarı buraya yazıldı. Taşların altındaki için daha bir mahremiyet gerekiyor, ben de onun peşinden gidiyorum.
I don't want to let myself descend
To the Shadowside again
If you're letting go of me again
In the Shadowside...
But I do
And I will
Yes I will

