
Ve işte kirpi oturma odasında tek ayağında çorabı, dev ekrana bakarken yaşam tüm doğallığıyla seyrini sürdürüyor. Sırtında kocaman bir ekmek kıtırıyla bir ufak karınca Pizza Hut kutusunun açık kenarından ağır ağır sehpaya seyirtirken antenini titreştirip dava arkadaşlarını çağırıyor.
Kirpi tek elde kumanda, vücudunun yarısı koltukta, yarısı havada kanallar arasında dolaşırken sıkılıyor, artık dışarı çıkıp saçmalamak vakti diyor.
Beyoğlu'nda bir Akdeniz esintisi, deri koltuklar üstünde, önümde bir Sezar salata, yanımda Katran o günkü belki de 42. sigarasını yakıyor. Yakışında o, günde yüz defa tekrarlanan ritüelin ilüzyonistvari el-ağız oyunları var; gözler kısılmış, el çakmağın yanında, kafa sola eğiliyor, tütünler ateşe verildiğinde bütün o hidroyen siyanür, arsenik ve karbon monoksit ciğerlere çekilip dumanı aralık dudaklardan dışarı veriliyor. Havada şöyle bir asılı duran zehir bulutu kararsızlık anının ardından bana yöneliyor ve ddt'nin bir kısmı canım siyah tişörtümün liflerine takılırken, polonyum 210 ve bütan gazları derime yapışıyor, metalon ve üretan gözlerimi yaşartıp içime nüfuz ediyor.
Katran'ın kapılardan sığmayan dev bir egosu var, ve kendisini biz dünyalılarla yaşamaya mahkum bir bilge olarak görüyor. Katran öğretilerine göre, yaşayan o en yüce insanın öğütlerini dinlersek en doğru yaşama ulaşabileceğiz. O anlatırken ben Sezar salataya hunharca girişip göbeğin bir parçasını birinci dereceden çatala geçiriyorum. Ağzımı açarak eğildiğimde Katran nefes veriyor, bütün o metanol ve dibenzakridin büyük yarışa start verilmişcesine ok gibi enseme doğru uçuşmaya başlıyor.
Zıt anlamlılar sözlüğünde Katran'ın karşılığı(!) detoks olurdu.
Telefonum çalıyor ve arayan Gümüş, sevgilisini bir kadının aradığını farkeden Katran'ın sırtı dikleşiyor. Konuşma bitince kadın ve erkek arasında asırlardır süregelen o tartışma başlıyor.
Pazartesi Chantage, salı Indigo, çarşamba bilmem ne. Perşembe olduğunda yine dışarıda Katran'ın bilmem nereden bir arkadaşının perküsyon çaldığı bir yere gidiyoruz ve bu gece uçuşlarının ardından 4'te eve dönüp sabah 7'de kalkan ben günde üç paket sigara emen Katran ne içtiyse ondan diliyorum. Cuma gecesi Karaoke var ve Katran'ın sonu gelmek bilmeyen arkadaşlarıylayız; bu arkadaşlardan birinin sadece arkadaş olmadığı, Katran'ın eski takıldığı olduğu ortaya çıkıyor, bu defa ben bunelanlaşıyorum, ekşiyorum. Katran oralı olmayınca, polonyum 210 ve bütanlı kıyafetlerimi toparlayarak Beyoğlu'na atıyorum kendimi. Oradan, Kaymak'ın önceden davet ettiği bara gidiyorum, iki vodka da orada atıp arabaya ışınlanıyorum.
İşte örnek maiyetinde abuk subuk bir yaşam. Alacağın olsun kaplumbağa.
Neyse ki Katran öğretileri doğrultusunda yaşamayı reddedişim birbirimize ilişmeyişimizi temellerinden sarsmış. O günler bir ara Katran o eski ayrılık gazelini okumaya başlıyor: bizimyarınbuluşupbişiykonuşmamızlazım. Telefona sigarasının son telini üflediğini o mesafeden duyuyorum, duman bu defa ahizeye doluşuyor.
Metanol ve bütan gazları haçlı ordusu gibi üstüme gelirken varlığıyla bana zenginlikler lutfeden Katran sen daha olmamışın, diyor. Bu beni yıkacakmış ama ayrılmamız lazımmış. Bu gazları son defa yutuyor olmanın verdiği bir ruhani serinlikle hay hay diyorum. Duraklıyor. Bundan sonra Katran öğretilerinden mahrum kalacakmışım. Vah vah diyorum. Kıllanıyor. Son defa karbon monoksit üflüyor ve bu birbirimize dair salgılanan son şey oluyor. Tüh diyorum. Bundan böyle Katran ve öğretileri yok. Bu karanlık hakkaniyet yolunda yapayalnızım artık.
Bundan yaklaşık bir süre sonra Pembe telefonda bana diyor ki, Katran ve yeni sevgilisiyle yemek yemişler dün. Karşıda da bunun eskisi varmış. Katran sevgilisinin yanında eski sevgilisine "yattığım en büyük penisli adam sendin" demiş. Bu şahane diyalog sonucunda masadaki herkes bambaşka bir boyuta geçmiş. Katran'ın boynumdan aşağısıyla aşina olmamış olmasının ne büyük lütuf olduğu böylece anlaşılıyor. Felaket teğet geçiyor. Anlaşılan Katran'ın müfredatına bir de penis büyütücü gerek.
Yine günahlar semti Beyoğlu'nda, yine otantik bir cafe'de, Donuk ile karşı karşıya şaşkınlık verici bir uyuşmazlığın göbeğindeyiz.
Donuk ile konuşmak 150 karakterlik sınırlamayla kısa mesaj atışmaya denk. Monolog şeklinde süren muhabbete katılması için gösterdiğim sonsuz çaba, onun haha, hıhım gibi teyit jestleriyle cevaplanıyor. İlk saatin sonunda artık dallanıp budaklanan konu, benim Yusufçuk'ların Engerek yılanlarının yaralarını diktiğine dair o eski Kızılderili efsanelerine kadar girmemle iyice gerçek üstü bir hal alıyor. Söylediğine göre kendisi dinlemeyi ve analiz etmeyi severmiş. Ancak baktığınızda CPU kullanımının %100'lere vardığına dair bir belirti yok. Donuk aynen adının donukluğuyla bana bakarken sonunda pes ediyorum. Allahın adını verdim konuş be kadın.
Ve Donuk ikimize dair tek mantıklı cümleyi kuruyor: Eğer bu ilk buluşmadan sonra hala ikincisini istiyorsan buluşuruz.
İtiraf etmek lazım, Donuk'un en azından öğretileri yok.
Ve özetle 2008 yılına geliyoruz, buna benzer saçma salak tecrübelerin ardından bir yaz günü, memleket sınırları içindeki tek pozitif kızla tanışıyorum. İş tanışlığı ile başlayan muhabbet derinleşiyor ve bir haziran ayı, kendimizi el ele buluyoruz.
Fındık bir esmer güzeli, benim gibi parçalanmış bir ailenin çocuğu. Sevgi için emek vermek gerektiğini biliyor, ölçülü, dengeli davranıyor.
En önemlisi de beni seviyor.
Hem de benim canım çektiğinde zınk diye mutfağa dalıp krep yapacak kadar.
Bütün bu bilgiler ışığında 2009 Şubat'ında artık hayatını düzene koyma gerekliliğinin farkında olarak iş değiştiriyor, tam burada da herkes beni efendi biliyor, kimse nasıl çalıştığımı görmüyor diye şikayet ederken, daha zınk diye bir buçuğuncu ayımda terfi ediyorum.
Ve işte bugün, yani 2 Mayıs 2009 cumartesi günü, Fındık ile Kirpi nişan yüzüklerini takıyor.
Halk arasında da buna mutlu son deniyor.
Not düşülsün.


6 yorum:
Hayirli olsun. Tebrik ederim. Umarim nisan cok iyi gecmistir. Ayrica bu mutlu bir baslangictir. Hemen evlenmek gibi bir niyetiniz yoksa "eee evlilik ne zaman" sorusuna karsi sabirli ve hazirlikli olunuz. Sanirim her nisan yuzugunu goren yakin veya uzak tum tanidiklar (isyerinde dogru duzgun konusmadigin adamdan, cayciya taksi soforunden yakin arkadaslara kadar uzanan genis bir kitle) cinnet gecirtmek icin ayri ayri bu soruyu soracaklardir.
mutluluklar.
Tebrikler! :o)
anaa harbi süpersonik mutlu sonla bitti tam ne lan bu nereye bağlanacak, bu herif ergen mi yoksa hala? diye korkarkene. tebrikler, mutluluklar.
ooooo hayırlı olsun!! Allah herkese bir Fındık bir Kirpi nasip etsin :)
hayırlı olsun
Yorum Gönder