
Prospektüste ilacın muhteviyatı konusunda bilgilendiren kısımdan çıkma bu başlık için özür diliyorum. Postlarla ilgili yapmayı en çok sevdiğim şey resim bulmak, ama işin en iğrenç kısmı da başlık düşünmek.
Bugün için MSN'ini bir yerlerden tedarik ettiğiniz tahmini yüz kilo çeken bir kızla sanal seks yapmak gibi, ya da Apertura'da iki haftadır gol atan dandik bir Arjantin Kırosu, veyahut İngiltere Üçüncü ligi'nde küme düşmemeye oynayan bir takımın maçına giden taraftarların gerçek üstü maceraları üstüne postlar okumak gibi mühim bir işiniz varsa bu postu okumamanızı tavsiye ediyorum.
Her oğlun babasıyla, her babanın da oğluyla ilişkisi dönem dönem karmaşıklaşır. Oğlun babasıyla en büyük problemi sadece babasının hayatta başardıklarıyla rekabeti değil, aynı zamanda yüksek beklentileriyle rekabetidir, dolayısıyla olan biten sadece Oedipus kompleksiyle açıklanamaz. Babanız üniversite bitirdiyse MBA yapmanız yetmediği gibi, o MBA yaptıysa siz atomu parçalamalısınız. Yaşamın kendisi bir büyük mucize iken her babaya oğlunun varlığının yetmesi gerekir. Eğer yetemiyorsa ve o bunu kendine itiraf edemiyorsa siz kendi yaptığınız mekikle uzaya uçmalısınız. Uçamadıysanız, uçamıyorsanız, uçmak istemiyorsanız an gelir soğuk bir şubat sabahında kendinizi suratınız beş karış ön koltukta oturmuş, Belçika uçağına yetişme beklentisi içinde bulursunuz.
Suçun geneli bende; uçağın akşam 6'da değil sabah 6'da olduğu konusunda uyarmayan yetkililerde değil. Bunun bilincinde olarak tartışmamız havaalanına zamanında varışımızla sonlanıyor ve potansiyel çözümler dönüşüme değil seneler sonraya kalıyor. Bunu ise o zamanlar bilemiyoruz.
Basket takımıyla Belçika'daki Uluslar arası Spor şenliğine gidiyoruz ve ben ilk defa yurtdışına çıkıyorum.
Ve işte Brüksel'de uçağı terk ediyoruz ve havalimanının hemen altındaki ülkeler arası seferleri dahi mevcut dev tren istasyonunun mültikolor kalabalığı arasında valizlerimizi sürüklüyoruz.
Belçika ile ilgili önemli detaylar adamın bağırsağındaki sidiği dondurması ve tuvaletlerinde taharet musluğu olmaması. İkisi de aşılamayacak problemler değil. Aşılamayacak gibi görünen problemler, ilk gün gittiğimiz kafede brokoli çorbasının her birimize dev bir kazan içinde gelmesi ve hiçbirimizin kazanın yarısını bile göremememiz. Aynı zamanda bütün Avrupa'da deli dana feveranı hüküm sürdüğünden yemekhanede domuz etinden başka bir bok çıkmaması ve yemek dağıtan Suriyeli Pork Nazi'nin biz Müslümanlara domuz eti servisi yaparak günaha girmek istememesi. Suriyeli Fransızlara servis yapıyor, Belçikalılara, Flamanlara servis yapıyor, Türk takımı sıraya girdiğinde No pork meat for you! şeklinde bağırarak brokoli salatasını önümüze dayıyor.
Bu gözlem sonucu sıraya ilk gün Rumen takımının kaptanı olarak giriyorum. İkinci gün Fransız takımının sol beki, üçüncü gün Alman Bayan Voleybol takımının pasörü oluyorum. Pork Nazi bu sonuncuyu yemiyor ama ben yine de brokoli değil, gerçek et yemeyi başarıyorum.
Gündüz oynanan ilk maçların ardından sosyal yapı bakımından Badak olmaktan başka çaresi olmayan bizler diskoya gittiğimizde bambaşka bir dünya ile karşılaşıyoruz.
Birleşmiş Milletler toplantısını hayal edin; Fransız temsilcisinin yanında bir Afrikalı, hemen sollarında bir Asyalı. Diskotekte bütün bayan delegeleri kısa etek ve tangalı düşünün. Erkek delegeler de dişiyi kapmak için güreşen o dev boynuzlu geyikler gibi.
Bu rekabet ortamının tam ortasında Macar bayan basketbol takımını düşünün. Macar bayan Basketbol takımı ile ilgili önemli detaylar boylarının ortalama 1.75 olması, hepsinin meme uçlarının fezaya bakması ve portakal gibi götlerinin olması. Aralarından sadece iki tanesi ortalamanın altında, 2.00 olanının ise sinirlense vajinasıyla yavru bir fili hortumundan tutup sallayıp fırlatabilecek gibi bir hali var.
Macarların en güzeli ise işte şu anda Fransız takımının Guard'ı ile forveti arasında sandviç dediğimiz pozisyona alınmış. Kız gayet hayatından memnun görünüyor, iki Fransız ahtapot gibi eteğinin altını yokluyor. Üç kişilik dev bir tatak gibi disko topunun altında dolaşıyor, katil Akdeniz mercanları, ya da yosunlar gibi salınıyorlar.
Biz, tutucu bir ülkeden gelen gençlerin doğal pasifliğindeyiz ve şu anda kara kuşak olduğu her halinden belli Macar kıza bakarken bizim tutucu ve badak olmamız mı yoksa bunlar gibi her haltı salıvermemiz mi iyi karar veremiyorum. Bu arada yanımda duran Kereste kara kuşak'ın ne olduğunu soruyor. Prezervatifi ağzıyla takan ve oral seks sonunda ne varsa yutan kızlara taktığım isim olduğunu söylüyorum. Kereste de kızın prezervatifi ağzıyla takabileceğinden emin olduğunu söylerken ben muhtemelen bu işi vajinasıyla da becerebildiğini iddia ediyorum.
Fransızlar Macar kızı sandviç yaparken okula, yatakhanelere dönüyoruz. Yatakhanelerle ilgili en önemli detay, özellikle de 10 erkekle aynı odada yatıyorsanız duyabileceğiniz kesif taşak ve ayak kokusudur. İkinci detay da Macar kızla geceye görkemli bir final düşünen ama boş oda bulamayan Fransız guardın kızın elinden tutarak odanıza dalabileceğidir.
İki gün sonra bu defa yemek sırasında Pork Nazi'nin önüne geldiğimde Belçika takımının pasörüyüm, kızlarla olan bütün muhabbetim ise Kereste ile Rumen kızlara karşı oynadığımız ikiye ikiden ibaret. Kereste ise benim partnerim Fabiola'ya blok yaptığından aramızda herhangi bir dişiye temas etmiş tek kişi.
Hepimiz kendisine hayranız, öğlenki maçı kazanıp okulun bahçesinde turluyoruz, Belçikalı kızlar korunun içinden bisikletleriyle çıkıyorlar. Hepsi beyaz tenli, on tanesinden dokuzu siyah kısa taytın altında çıplak bacaklı ve beyaz tişörtlü. Bizimle ilgili en önemli detay ise onlar kısa taytla bisiklete binerken bizim kaban ve atkıyla dolaşıyor ve buna rağmen bokumuzun donmasına mani olamıyor olmamız.
Yarı finalde rakip komşu Hollanda takımı. Biz Türkler oynadığımız baltalı sert oyundan dolayı haklı olarak Barbar etiketini kazanmış durumdayız. Eh, zarif etiketini verecek değillerdi zaten, alışmamış götte don durmaz.
Hollanda Ümit milli olmuş bir çocuğu tutuyorum, screen'lerden çıkışım Flash Gordon, box and one müdafaam ise Barbar Conan gibi. Yaptığım ilk faul Baltalı İlah Zagor Teenay faulü. Hollandalı çocukcağız ki sonradan lakabı Türk Dostu Peter olacak, yediği dayaktan öyle bir usanıyor ki abi İsa'nın adını verdim biraz yavaş diyor. Kendisine Hollanda Bayan Voleybol Takımının oynadığı yan sahayı gösteriyor ve istiyorsan git kızlarla oyna diyorum. Maçın son otuz saniyesine 2 farkla geride giriyoruz, Hollanda guardı bizimkinden topu kaparak Osmanlı fast break'ine gidiyor. Arkasından Usain Bolt gibi koşuyorum. Türklerle muhtemelen hayatında ilk defa oynayan Hollandalı yavaşlıyor, arkadan mermi gibi uçuyorum ve o topu panyaya bırakırken daaaan diye bloğu yapıyor topu panyaya yapıştırıyorum. Arkadan trailer gelen uzun topu alıyor ve ona Spartalı gibi uçarak yılın faulünü yapıyorum. 2.00 lık herif yerleri süpürüyor, bütün Hollanda benci ayaklanıyor ve üstüme yürüyor, akabinde biz takım olarak üstlerine yürüyoruz.
Bunca güzel kızın arasında bir bok yiyemeden dolaşıyor olmamız hepimizi bir testesteron canavarı yapmış durumda. Varoşlarda açlıktan gözleri parlayan azınlık gençleri gibi dolaşıyoruz. Bu sinirle Macar kızı tost yapan Fransız takımının 250-360-580 basan gençlerine 25 sayıyla tecavüz ediyoruz. Turnuvayı 3. lük plaketini alarak bitiriyoruz.
Turnuvanın ardından Amsterdam'a geçiyoruz ve hayatımda ilk defa Dildo ile tanışıyorum. Kereste ile bir Seks shop'tayız ve porno filmleri inceliyoruz. Raftan bir dildo alıyorum ve Kereste'nin kıçına dayayıp on düğmesine basarak çalıştırıyorum. O siyah bir dildo alarak kulağıma sokuyor, sonra iki tane şişme bebek bularak karşılıklı orgazm taklidi yaptırıyoruz.
Sonuç olarak Belçika ve Hollanda'dan 0-0 beraberlikle dönüyor ve dönüşte kafelerde Marihuana içtiğimiz yalanını bile uyduramayacak kadar örnek bir şekilde kesin dönüş yapıyoruz.
Sandviçin ne olduğunu anladığınıza göre Disko-Bar'da geçen ikinci hikayeye alalım sizi.
Bu defa İstiklal Caddesine alalım sizi. Zımba ile arka sokaklardan birinde siktiriboktan bir bara girmeye çalışıyoruz. Kapıdaki ayı damsız olduğumuz gerekçesiyle içeri almıyor ve ulan belki biz eşcinseliz, partneriz diyerek gülüyorum. Zımba ile ilgili detaylar, süper eğlenceli, zeki bir herif olması, ve geçirdiği operasyon için vajinal rekonstrüksiyon diyen bir kız arkadaşına amını mı toplattın, diye sorması.
Çeşitli refusal'lar sonunda güzel bir yere kapağı attığımızda bira eşliğinde demleniyoruz ve Anten'in arkadaşı Zambak bize katılıyor. Zambak beyaz tenli, ince, güzel, sevimli bir genç kız. Saatler gece yarısına doğru ilerlerken bir Gay Bar'a gidilip dağıtmaya karar veriliyor.
Harbiye'deyiz ve gittiğimiz barın kapısında hasır bir tabağın içinde kare şeklinde paketler mevcut. Zambak'la paketleri elimize alıp, evirip çeviriyoruz, ardından görevli tarafından prezervatif oldukları konusunda aydınlatılıyor, gülerek yerlerine bırakıyoruz.
Eşcinsellikle seksin sürekli beraber gitmesi ilginç. İçinde eşcinsellik ve cinselliğin beraber olmadığı cümle kurulamıyor. Sanki eşcinseller heteroseksüellerden daha seks düşkünüymüş gibi.
İçeri girdiğimizde dev projeksiyon aleti ile duvarda üstü çıplak servis yapan garsonlarla çılgın atılan yılbaşı partisinin görüntülerinin yayınlandığını farkediyoruz. Ortalıkta iki buçuk metrelik dev bir travesti dolaşıyor. Birbirinden marjinal tipler volta atıyor. Sürtünenler, alev alanlar, Fransız öpücüğü verenler ve orada ne iş yaptığı belli olmayan oduncu gömleğiyle, tepesi kel, devlet memuru tipli bazı herifler.
Ben de gömleği fora ediyor ve dansa katılıyorum. Tuvaletteki garip ışık altında kolsuz tişörtüm gece vakti otoban kenarında çalışan turuncu montlu belediye görevlileri gibi parlıyor. Zımba gelip dansa katıldığımda biraz kol çalışırsam şahane olacağını söylüyor. Zambak'la karşılıklı dans ediyorlar, üçlü biraz takılıyoruz.
Saatler biri vurduğunda ertesi gün iş olduğundan izin istiyorum ve çıkıyorum.
Ertesi gün Zımba ile konuşuyoruz, akşam ne yaptıklarını soruyorum. Beraber Zambak'ta kalmışlar, nasıl yani diyorum. Zambak'ın sevgilisi vardı hani? Herif ne diyor bu samimiyete?
Oğlum diyor zımba, ben eşcinselim...
Kabin basıncı düşüyor, düşüyor... Zımba'nın bizi Gay Bar'a götürmesi, Superstar aşkı gibi puzzle parçaları birleşiyor ve mallığım kafama vuruyor ve gülmeye başlıyorum.
Zımba ekliyor, olm sen süzme salaksın, Zambak da biseksüel zaten...
Ekran donuyor.


4 yorum:
100 kiloluk da olsa elimde sanal sex görevlisinin bulunmadığı, kenara koyulmuş daha sonra izlenmesi gereken pornoların bitmiş olduğu bir sabah vakti okudum dediğin gibi bu yazıyı..
aynı etkiyi yapabiliyorsa devam da etmeliyim böyle kesitlere, gerek yok filmlere :)
Valla birebir yerini tutmaz ama belli bir ereksiyon garanti ediyoruz. Babam siteyi nişanlıma göstermese daha neler yazardım da.
bir kaç popüler blog'a dokundurma sezdim gibi :)
Heha ayar teğet geçti diyelim.
Yorum Gönder