

Türk işi korku gerilim filmlerinin neden bu denli vasıfsız olduğuna dair milyar adet tez öne sürülebilir. Sermaye birikimi yoktur, dolayısıyla filmler düşük bütçelidir, efekt kullanma fırsatı kısıtlıdır, kısmen, kısmen, kısmen doğru; halkın geliri kısıtlıdır, filmler mümkün olduğunca geniş kitleye yapılır, bu yüzden çoğu tırttır, kısmen doğru; Türkiye uzun yıllar boyunca dışa kapalı, izole kalmıştır, bugüne denk iyi yönetmenler, iyi yapıtlarla tanışıp kendi tarzımızı oluşturma şansımız olmamıştır, kısmen doğru.
Benim ileri süreceğim tez ise bunların dışında olacak.
Uzak Doğu işi korku filmleri okyanustan gelen canavarlar, eski halk öykülerinden çıkma uzun siyah saçlı kızları konu alır. Amerikalılar uzaylılardan tutun, bilumum mutasyon geçirmiş yaratıklara ve büyük çapta doğal afetlere kadar uzanan dev bir yelpaze kullanır.
Türkiye'de ise bunların hiçbirini konu yapamazsınız, komik olur. Yönetmen iyiyse de komik olur. Para varsa da komik olur.
Çünkü Türk'ün derdi başkadır.
Bir Amerikalıyı Masaçusets eyaletinden şaha kalkan katil arı kolonisiyle korkutabilirsiniz, ama bu memlekette ekonomik krizlerden midemiz öyle bir sırtımıza yapışmıştır ki, koloniden ve canımızdan önce ekinlerin haşat olma ihtimalini düşünürüz. Bunu düşünmemiz de doğaldır, çünkü bizim cebimizdeki para tek günde yarı değerine düşmüştür, insan hayattayken öldüğünde düşebileceğinden daha kötü duruma düşebilir burada. Yanlış anlaşılmasın, otuzlarda büyük buhranda Amerikalılar da işsiz kalmıştır ama, orada en azından işleyen bir ekonomi düzeni mevcuttur. İşsizliğin yükseldiği Fransa'da ve İtalya'da en azından güçlü bir sosyal devlet vardır.
Burada asgari ücretle biraz ağır bir hastalık kaptın mı ailenin seninle sürüneceği garantidir.
Kuş gribi döneminde itlaf için gelen görevliye tavuklarını vermek istemeyen ve karımı alın tavukları bırakın diyen adamı hatırlayın. Gerizekalı haber bültenlerimiz bu haberi cahillik etiketi altında verdi. Bilmem kaç katlı dev plazalarda yaşadıkları için o tavukların herifin hayatı olduğunu onlar itlaf edilirse zaten kuş gribi kapmış kadar beter duruma düşeceğini anlamadılar.
15 Şubat günü bir haber: Fabrika'da çalışan genç bir adam evinde kalp krizi geçirip üzüntüden ölüyor. Sebebi de 14 şubat günü yövmiyesini alamaması, sonuç olarak sevgilisine hediye alamaması.
Kimse kusura bakmasın katil mercanlar bütün Akdeniz ve Ege'yi sarsa da, denizden on metrelik köpekbalıkları fırlayıp insanları canlı canlı yutsa da benim için bundan daha üzücü olamaz, olması mümkün değildir. İnsanca yaşamaya çalışan Türk insanı değil bir ay, bir hafta sonrasını hesap edemiyor. Bizim insanımızın hayatında sevişip bekaretini kaybedince Freddy Krueger'a kurban olan genç kız olmak değil, muhasebeden çağırılıp ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalmak öncelikli korku sebebi.
Üstelik öyle bir coğrafya ki, San Fransisco, Tokyo gibi dev depremler de yaşıyorsun, Amerika'nın okyanus kenarındaki eyaletleri gibi, Phuket gibi sokaklarını seller de götürüyor. Aynen Birleşik Devletler gibi kafayı sıyırmış çivili katillerin de var.
Ve bunlar bizim için o denli doğal hale gelmiş ki...
Başedemediğimiz özürlü çocukları klostrofobik ardiyelerde zincirlememiz ne kadar doğal...
Bizim plazadakiler bizde neden seri katil yok diye düşünürken parasızlıktan cinnet geçirip karısını, ardından çocuğunu, akabinde, kayınpederini, kayınvalidesini katleden adam ne kadar doğal...
Amerikalı sinirlenip okul basan yeni ergenlerini belgesellere konu edip çözülmesi gereken bir sorun olarak ortaya koyarken, reddedilip sınıf arkadaşlarını ve sevdiği kızı falçatadan geçirenlerimiz ne kadar doğal...
Bizden sittin sene korku gerilim filmi çıkmaz, biz zaten dünyaya binlerce dolar borçla, yüz kişiden onunun girebildiği üniversite sınavlarıyla, bitmek tükenmez bir işsizlik, açlık, sefalet, cahillikle geliyoruz.
Biz sigortasız çalışıyor, komik işsizlik maaşlarıyla teselli buluyor, işlemeyen bir hukuk ve siyasal sistemle cebelleşiyor, günümüzün yarısını zaten trafikte geçiriyoruz.
Bütün hayatımız bunlarla ve daha kötüye gidebilecek milyon tane şeyle geçtiğinden, katil arılardan, köpekbalıklarından ya da izleyeni öldüren video kasetlerden tırsacak enerjimiz kalmıyor.
Haliyle ortak tek korku kaynağımız, sürekli korkutulduğumuz kutsal kitabımız: Araf'lar, Dabbe'ler.
Ve en büyük Dabbe'miz ekonomik istikrarsızlığımız.


6 yorum:
bu yazdıklarınız niye bizden iyi korku filmi çıkmıyorun nedeni olmamış ama.
daha çok hayatlarımız zaten kabus gibi olduğu için korku eşiğimiz çok yüksek ve de bambaşka duyarlıklarda anglosaksonlara göre demişsiniz.
bu durumda şunu diyebilmek lazım. türkiye'de yerli olsun yabancı olsun korku filmleri tutmuyor, çok izlenmiyor, beğenilmiyor filan.
halbuki böyle değil. bir kuşak hala cuma akşamı trt de yayınlanan korku filmlerinin üzerlerindeki etkisinden bahsediyor. demek ki iyi korku filmleri bizi de etkiliyor. ama yerli korku filmlerini niyeyse yemiyoruz.
bence bireyin hayatında korku öğesi baskın olabilmesi için aşırı bireyselleşme gerekiyor. bu yüzden en ala korku filmleri amerika'dan çıkıyor. bizde ise korkularımız toplumsal süspansiyonlar ile yumuşatılıp eritiliyor.
bizim gündelik hayatımızda paranoya ya da bilinmeyen karanlıkta kalmış öğeler pek yok. herkes herkes hakkında konuşuyor. herkes herkesin belki de özelini biliyor filan. bizde seri katil olsa akşam rakı muhabbetinde açılıp ağzından kaçırır herhalde her şeyi.
@adsız
Aslında bizim kuşağın o korku filmlerinden etkilenmiş olmasının sebebi o zamanlar çocuk olmamız bence. Şimdi Fright night izliyorum mesela iyiymiş diyip geçiyorum.
Bir de şu var, bizde seri katil çıksa zaten üçüncü cinayetten sonrasını başkasına itiraf ettirirler.
Bunu ben de düşünmüştüm :)
Öncelikle Blog'u yeni keşfettim, bu yüzden çok ayıplıyorum kendimi... :)
Son zamanlarda okuduğum en güzel yazıydı belki...
Benim görüşüm şudur,
Korku filmlerinin başarısız olmasında sinemaya giden seyircinin de etkisi var Türkiye'de...
Özellikle ergen bünye -Ayıplamıyorum, bir zamanlar bende öyleydim- korku filminden korkmayarak, filmle dalga geçerek kendini üstün görüyor yada göstermeye çalışıyor...
Mesela ben Dabbe'ye gittiğim zaman, gerçekten korkmuştum...Ama 1 sıra arkamda ki çocuklar- sanırım 2-3 yaş küçüktü benden- gülüp, sağa sola sataşıyorlardı...
Benim etrafımda kimse korku filmlerinden korkmuyor, korkan ayıplanıyor... :)
Ben de tutkunu olduğum korku filmlerini izlemeyi bıraktım...
Çok alakalı olmadı sanırım yazıyla ama idare edin artık... :)
Ben korku filmlerinden korkmayanlardan korkuyorum.
Yorum Gönder