20 Mart 2009

How I met Erhan Bey



Anne ile babanın beraber tatilde olmalarını fırsat bilip living maze ile evi disneyland'a çevirmişsin, bir sabah bakarsın annen prematüre bir şekilde başucunda hasıl olmuş bir gölgeden ibaret, babanla boşanmaya karar verdik diyor, sen daha yatakta doğrulup çapaklarını temizleyemeden kalkıp kapıyı ardından çekiyor, çıkıyor. İşte bu talihsiz serüvenler dizisinin başlangıcı, Erhan Bey ile nasıl tanıştık, onun hikayesi.

Senelerden 1999, üniversiteye hazırlanıyorum, dershaneye başlamışım, o kadar fakirim ki Uzakdoğu'da saati 5 cent'e Nike ayakkabı diken yeni yetmeler yanımda sendikalı kalıyor. Okulda da vaziyet farklı değil; hangi gün dersen yıllık fotoğrafları toplandığında her biri Zümrüt'e gidip eli çenesinde, ciddi, yarı ciddi, kahkahalar atarak pozlar vermiş ve bu pozlardan önce en fotojenik onunu, sonra beşini, sonra ikisini ve sonunda birini seçerek eleme yapmış, o zamanın parasıyla ayda 250 milyon telefon faturasına gülen kolejli genç kızlarımızın bile oturup test çözdüğü günler.

İşte bir gün günlerden haftaiçi, annem geliyor ve diyor ki bana, derse gidiyoruz, kalk giyin. Ne dersi? Ha hö? demeye kalmadan kendimi pantalonumun içinde buluyorum, birkaç dakikaya da koşuşturan annemin peşisıra, caddelerinde sürünüyorum Moda'nın. Bahariye mektebinin önündeki korsan Cd'ciye selam verip karşı apardumandan içeri giriyorum.

Yarış Atı dershanesi bir adet küfürbaz coğrafyacı, bir adet nevrotik fenci, tepesinde pamuk ekilmiş kahverengi çim adamı andıran bir Türkçeci, bir adet türbanlı sekreter, vücut geliştirmeden emekli bir matematikçi ve Necmettin Erbakan gibi konuşan tiz sesli irticacı kimyacı'dan mürekkep Medrano sirki ile Amsterdam havaalanı arası bir yer. Ve ilk flörtümüz tepesi pamuklu çim adam Erhan Bey ile oluyor.

Flörtümüz esnasında yanımda Saint Joseph öğrencisi Benekli de mevcut. Benekli esasen fen öğrencisi ama Türkçe netini arttırmak için aramıza katılmış; ben de Saint Benoit öğrencisi olduğumdan Benekli ile aramızda ezeli rekabet de bu açılış töreniyle start alıyor.

Yarısından çoğu o günlerde tuvalette sıçarken dahi test çözdüğümden Benekli'yi maymun etmemle geçen 1 saat 30 dakikalık fuzuli bir türkçe dilbilgisi tıraşının ardından annem geliyor ve ders nasıldı diyor doğal olarak, ekseriyetle lüzumsuzdu yerine, öğrendik bişeyler diyorum ve annemin bu nevrotik hallerini anlamlandıramıyorum.

[...]

Yaz meltemlerinin estiği güzel bir öğleden sonra Yarış Atı'nın ofisine girdiğimde sekreterimiz Tel Zımba'nın karşısında 1.80'den kısa 1.85'ten uzun olmamak üzere uzun siyah saçlı güzelce bir kızın oturduğunu görüyorum. İsmi Spacebar desem şimdi sırıtıp duracaksınız bu kız hiç kafanızda canlanmayacak, o vakit Cımbız olsun adı, Cımbız benim girdiğimi görünce gözünün minimum required kısmıyla beni bir süzüp Zımba ile muhabbetine ben ofis bitkisiymişim gibi devam ediyor.

Az dakika sonra emekli vücut geliştirici sırf sırt, sırf omuz 1.50 lik Dambıl hoca Cımbız ile benim matematik dersimize girince o sene rüyasında bile test çözmekte olan benim her boku bildiğim, son üç senedir hobileri arasında üniversiteye hazırlanıp kazanamamak olan Cımbız'ın ise Tabula Rasa olduğu ortaya çıkıyor. Cımbız Dambıl ile dört işlemi tekrar ederken ofisin duvarındaki röprodüksiyonları, Bahariye mektebinin bahçesinde top tepen çocukların sahaya yayılışını dikizliyorum. Cımbızın güzelliği ile kavrama yeteneği ters orantıda olunca koca bir ders bir taraftaki artı sayının diğer tarafa eksi olarak geçmesinin izahıyla sürüyor, bu öğrendiği inanılmaz matematik fenomeni Cımbız'ın kalan hayatını etkileyecek söylediğine göre.

Akıllara zarar dersin ardından Cımbız ile sohbet ediyoruz. Cımbız bana erkek arkadaşı Törpü'nün resmini gösteriyor. Akabinde cüzdanından mankenlik ajansında şeyederken çekilmiş siyah beyaz bir foto çıkıyor. Aaaa, uuu yapıyoruz, konuşmanın amacına ulaşmasıyla Törpü'ye hafiften kıl kapmış olan ben sek sek seken Cımbız'ı Altıyol Boğa'ya uğurluyorum.

[...]

Ve annem diyor ki Living Maze'in doğum gününe kadayıf troller tanrısı Erhan Bey de gelecekmiş.

Kıçının kılları ağırmış belki doğru tanım değil ama ilk akla geleni.

Erhan Bey hayatımıza git gide daha fazla nüfuz ediyor, derslerden sonra bırakmalar oturup çay içmelere dönüşüyor ve sonunda sonu gelemeyen itirazlar silsilesini müteakiben living maze'in doğumgünü 3+1 şeklinde, 3 yerli 1 yabancı dizilişiyle kutlanıyor.

Birkaç gün sonra annem diyor ki, "müjde müjde bize bundan böyle Erhan Bey bizde yaşayacak."

Erhan Bey'in yaşam alanını buldozeler mi tahrip etmiş? Meçhul. Şu hayatta tecrübe edebileceğiniz en acı olay evin içinde beyaz slip donuyla babanız olmayan kahverengi bir herifin turlamasıdır; bunun bilincinde olarak annemin "keyfin bilir, birlikte yaşamak istemezsen gidebilirsin" blöfünü görüyor, odamdan eşyaları toplamak suretinde kendimi hole atıyorum. Kendimi hole atmamla annem kendini kapının önüne atıyor ve duvarda yürüyen exorcist hesabı kollar ve ayaklar yere dik pozisyon alıyor. Öyle demek istememiş istersem kalabilirmişim. Evin ikinci katta olduğunun bilincinde salonumuzun penceresine doğru elimde çantam olmasına rağmen gidiyorum, annem aynı Exorcist duruşu yine sergiliyor. Taam taam diyorum öpüşüp barışıp ayrılıyoruz, her şeyi oluruna salıyoruz.

[...]

Nevrotik biyolojist Kıvır hanım bir yandan saçının kenarını büküp dururken bir yandan da elinde olmayan sigarasını ağzına götürüyor, sigaranın ağzında olmadığını farkedince bir titreyip kendine geliyor, olmayan sigarayı mevcut kültablasına serpip kenarına dayıyor. Benekli Türkçe dersinin rövanşının peşinde, benim ise Biyolojiye dair hiçbir şey bilmem mümkün değil, küme düşmesi garanti ekiplerin prestij mücadelesinin ufak bir temsiliyim. Hücre yapısında debelenir, Benekli Mitokondri'lerle ilgili bir sual sorarken bana gereken kesinlikle kapıyı cart diye açıp içeri dalan Cımbız değil. Ama dalıyor işte.

Velhasıl kelam ders sonunda Tel Zımba'nın boş masasının önünde Cımbız diyor ki Coğrafya'dan bir türlü anlamıyormuş, saat farkı Dünyanın ekseni yamuk olduğundan mı oluşuyormuş bilemiyormuş. Paraleller arası daralırken nasıl dakika farkı sabit kalıyormuş çözememiş.

Bunun üzerine boş sınıfa giriyoruz, paralel, meridyenler, zaman farkları ile bezeli bir dünyada gezinirken Cımbız bana, omuzların ne geniş diyor. Grinviç anlatıyorum, dünyanın dönüş hızından bahsediyorum, atmosferden bahsediyorum Cımbız bana ses tonun çok çekici diyor. Ben ise Törpü'ye ne oldu, diye soruyorum kendi kendime. Sekse seke koşulan bir Törpü vardı ne oldu ona? Ders giderek Teletabi moduna dönüşüyor, anlattıkça Cımbız bis istiyor, istedikçe tekrar sahne alarak aynı şeyleri döne döne anlatıyorum, aynen haftanın gollerinin tekrarı gibi.

[...]

İşte şu anda evde duş alıyorum ve içeriden Pamuk saçlı Kahverengi üvey şahıs Erhan Bey'in sesi geliyor: Cezalandırılmam icabediyormuş. Babam bu ayın okul taksidini şeyedemediğinden annemden istemiştim, o da hafiften küfreder gibi olmuştu, ben de pısmış idim.

Bu vesileyle Firdevs hanım yayılmacılığıyla evimizde önceden görülmemiş adetler hasıl olmaya başlıyor. Bugüne dek herhangi bir davranışım için Pavlov'un köpeği muamelesi görmemiş olan ben Erhan Bey annemi alttan alttan gazladığından bu sikindirik keyifsizlikler silsilesinden bunalmış vaziyette iki,üç kadim arkadaşımdan mürekkep yılbaşı eğlenmecesini iptal etmek zorunda kalıyorum.

Benzeri olaylar silsilesi sonucunda bir akşam vakti living maze annem ile tartışıyor ve dostane olmayan bir üslupla kendini kapının önünde buluveriyor. Kendisini ci-ee! bak yıldızlara hop gittin bile! pollyannacılığı ile babanelere uğurluyorum, elimde bavulu, ben o gün ne akla hizmetse henüz arkasından gidemiyorum, ki 19 senelik yaşamımın yegane eşekliğidir. Bavul ikinci kez toplandığında Kadayıf Erhan Bey bu defa kapıya 9.15 barajı kuruyor, "şimdi gidersen annen çok üzülür" diyor ve bademciklerime kadar gelen safrayı yutarak ya sabır diyorum.

[...]

Ofiste önümüzde fasikül fasikül ders kitapları; düşünüyorum, sırf sayı problemleri olan kitapla Benekli'nin kafasına bir koysam herif kesin ölür. Zaten son deneme sınavında ezeli rakibi, üstelik bir sosyalcinin matematikte full çekmesinden feci kıllanmış durumda. Ya ben onu oyucam ya o beni oyucak. Artık iş ölüm kalım işi. Tuğla gibi kitapları karıştırırken, "Bu Erhan pezevengi annemi gaza getirip kardeşimi evden kovdurttu" diyorum.

Tırnaklarını törpülemekte olan (hakiki törpü bu defa) Cımbız istifini bozmadan, "hıhım" diyor. Dudaklarının arasındaki incecik çizgiden bir ıslıkımsı sızıyor.

"Böyle giderse ben bu herifi geri dönüştürmek zorunda kalıcam" diyorum.

Cımbız ilgisiz bir ifadeyle, "mümkün" diyor.

"Aslında bir bıçaklasam belki on sene yatarım ama en azından kafam rahat olur" diyorum, bulduğum binom sorusunu çözerken.

Cımbız, "fena olmaz" diyor, tırnaklarından artanları Yarış Atı'nın halıfleksine üflüyor.

Nasıl gidiyor Törpü ile diye soruyorum, toparlanıp ayağa kalkıyor, bana "siktir et Törpü'yü" diyor, "ben seni öpmek nasıl birşey onu merak ediyorum."

Hadi Bakalım.

[...]

Hayat o kadar siktiriboktan bir vaziyette tezahür ediyor ki betimlemek mümkün değil. 1999'a kadar 11 sene okula gidip basket oynamış 20-25 matematik sınavının en fazla beşinden geçer not almışım. Antremandan eve 11'de gelmiş sabah 6'da okula gitmişim. Bu tempoda nasıl kolej okuyabildiğim, mezun olmaya bu kadar nasıl yaklaşabildiğim tamamıyle meçhul. Ama son sene Fenerbahçe'den ilişiğimi kesince, öyle bir manyaklamacasına ders çalışmaya başlamışım ki bütün ortaokul lise matematiğini iki ayda silkelemişim.

Okul başarım Pamuk Erhan'ın eve yerleşmesiyle aynı doğrultuda devam ediyor. Üvey Baba ile yaşamış bir başka talihsiz Mehmet Ali Erbil'in de söylediği gibi her Allahın günü başlarına bişey gelsin eve gelemesinler istiyorsun ama her akşam o kilit aynı saatte dönüyor.

Kilit döndükçe ben daha da kitapların içine giriyorum, dönem sonunda eğer babamı karnenin içine kenarı işlemeli Ramazan imsakiyesiyle keklediğim seneyi saymazsanız lise hayatım boyunca ilk defa eve teşekkür getiriyorum.

[...]

Bu defa Cımbız diyor ki, "o senin annen, gittiğin iyi oldu bence."

1999 kışında ben o senin annen lafını temiz yirmi otuz defa daha duyacağım. Annem pamuk kafalı kahverengi çim adam Erhan ile evlenmeye karar vermiş, benim de iştirak etmem konusunda ısrar etmiş idi. Sonuç olarak katıldığım törene annemin milenyumun son yıl sürümünden bihaber arkadaşları ile Erhan'ın kimsesi katıldı.

Nikah çıkışında Cımbız ile bir cafe'de oturup kahve içiyoruz ve bir çift siyah gözü bana dikerek aniden hamile olduğunu söylüyor, kahvenin tamamına yakınını ahşap parkelere püskürtüyorum.

Ne? Ha? Nasıl? Şeklinde bir salaklaşmanın ardından çözüm aramaya, şundan elli kaat bundan yüz kaat para toparlasak ben seninle doktora gelirim Törpü gelmese de noktasına ulaşınca işler, Cımbız, "ay cınıııım" diyerek boynuma atılıyor ve beni denediğini, bu sınavı tam puanla geçtiğimi söylüyor. Törpü geçiciymiş, Cımbız ile Kirpi kalıcı. Cımbız hala beni öpmenin nasıl birşey olduğunu bilmiyor ama hayatta güzel şeyler de oluveriyor. En azından oluyor sanıyorum.

Evlilik pek de hayırlı şeylere vesile olmuyor, bir bayram arefesi annemin tatilden arayıp babam kadar pezevenk olduğum konusunda beni aydınlatması ile benim de Moda günlerim son buluyor.

[...]

Moda'nın bitmesi demek, Yarış Atı'nın da bitmesi demek. Sikerim böyle aşkın ızdırabını terk edişimle babanemin evindeki içtimalar artık dokuz değil on kişiyle alınıyor; babanem, dedem, living maze, amcam, yeğenim, amcamın kızları, oğlu gibi dev bir liste. Arada babamın Göztepe'deki kiralık evine kaçıyorum ama orada işyerleri arasında tek ikametgah bizim olduğundan kaloriferler yanmıyor, kış olimpiyatları bizim salonda yapılıyor. İşte huzurlarınızda İsviçre kızak takımı, işte huzurlarınızda Kanada Hokey takımı.

Günler esrarlı bir hızla akıp giderken, Erhan ile annemle adliyede karşı karşıya geliyoruz. Annemin östrojen hormonları zirve yaptığında living maze'i okuldan almaya gidiyor, orada karşı karşıya geliyoruz, Göztepe'deki ev telefonuna haciz koyduruyorlar bu şekilde karşı karşıya geliyoruz.

Cımbız'dan haber yok, daha hafif bir tempoda çalışmaya devam ediyorum ve sonunda sınav sorularının çalınıp sınavın iptal edilmesini müteakiben bir ay kapak açmadan sınava giriyorum.

Varan bir, pili biten saatin durması, varan iki ev telefonuna uyanmamız, varan üç il trafik müdürlüğünün öss sabahı yol çalışması yapmaya karar vermesi ve sonuç olarak 5 dakika geç girdiğim sınavdan başarıyla çıkıyorum. Şubat ayında Öss evraklarımın bulunduğu çantamın çalınması gibi ufak çapta felaketlere ise hiç girmedim dikkat ederseniz.

[...]

Galatasaray Üniversitesi iç sınavı ile ilgili bilmeniz gereken tek şey, sınavdan çıkıp iyi geçti diyen kimsenin kazanamadığı, girmem mümkün değil diyen herkesin ise kazanabildiğidir. Sınav esnasında yazı tura ile seçtiğim bölümün diplomasını cebime koyduğum bugün bile giriş sınavında oluşan bir hata vesilesiyle o okula girebildiğimden emin gibiyim.

Sonuç olarak o eylül günlerinde tüm evraklarımız hazır, babam ile beraber GSÜ kantininde denize nazır çay kahve ile saatler tüketirken, kaydın son günü bana sıra geliyor ve GSÜ'ye girmeyi başarıyorum.

Babama dönüyorum ve diyorum, "ne seneydi anasını satayım..."

[...]

Ve şimdi Yarış Atı'ndayım, Dambıl diyor ki, bu Erhan Bey dolandırıcı ibnenin tekiymiş, öğrencilerden açıktan para alırmış da haberimiz olmazmış.

Şaşırdım(!) diyorum.

Senin için evde pahada ağır yükte hafif ne varsa, mücavher, para, şu, bu aldı götürdü dedi bize, diyor.

Yuh, diyorum.

Ama biz inanmadık, diyor. Beni de kendim bıraktım sanmışlar, Erhan yüzünden olduğu akıllarına gelmemiş. Beni öldüm sanmaları daha akla yakın halbuse.

O kadar ay sırf şurayı sevdiğim için bu herife fazla bile katlandım, diyorum. Ücret ödemezler, bırakmak zorunda kalırım, derslerden geri kalırım diye tırsıp durdum, diyorum.

Bize para falan ödemedi ki, diyor. Biz de sen oğlusun diye para isteyemedik.

Oğlu demesi, para vermedi demesinden daha çok dokunuyor.

[...]

Ve efendim son olarak 99 yılının temmuz ortaları, Cımbız'ı arıyorum, arkada fonda deniz, dalgalar, sahil müziği ile açıyor,

Vaay naber?

Velhasıl kelam Cımbız beni öldü sanmış. Törpü'den de ayrılmış, şimdi başkası varmış.

Ha sınav mı? Barajı geçememiş ama ek kontenjandan sekiz milyon kişi kayıt yaptırmazsa, bla bla bla...

Balık kavağa çıkınca Cımbız üniversiteye girecek yani.

[...]

Kime ne oldu pasajı:

2000 yılında babam, living maze, ben aynı eve taşındık.
2001 yılında annemle barıştık. Cımbız'ı galiba Bakırköy'de deniz otobüsünde gördüm.
2003 yılında Erhan dolandırıcılıktan hapse girdi, annem bunu boşadı. Babam ben demiştim dedi.
2005 yılında Erhan'ın iktidarsız ve çocuk tacizcisi olduğu da ortaya çıktı.
Babam yine ben demiştim dedi.
2008 Erhan, dayımın nevrotik manyak eski eşiyle evlendi.
2008 Babam ikinci kez evlenerek hayatını kaydırdı. Kirpi, Fındığını buldu.

- SON-

8 yorum:

Merope dedi ki...

bu yazıda anlatılanların gerçek kişilerle yakından uzaktan alakası var mı acaba :)

berraque dedi ki...

se la viğ , oluyo boyle seyler , fantastik dönemler favorilerim .

Nickfallin dedi ki...

Valla bugün iyi bir seks, iyi bir dayak ve bol paranın çözemeyeceğine ikna olmuş, olgun bir insan olmam bu başıma gelenlerdendir =)

Bu yazıyı yazabilmem için kendisini tenhalardan bulduran günlüğüme teşekkür ederim. Sen olmasan başaramazdım.

repin dedi ki...

bana matematiği süper bir güzelin resmini yapabilir misin abidin !!

lowrider dedi ki...

Kayip kusak kurbanlari sacmaligina inaniyorum bazen. Gerek kendi hayatimdaki gerek cevremde bu tarz acilar gordum ne yazik ki. Aklima gelen en aci laflardan biri ise babamin bana bosanmalarinin ardindan "ücümüzde kendi payimiza düsen aciyi cektik" demesiydi. Benim ne sucum vardi, niye benim payima aci düsüyordu, ben bi bok yapmamistim ki, tek derdim; potaya asilabilmek, daha sert sut atmak, veya ilk opucuk stresiydi. Herseye ragmen, sanirim o donemi geriye donup baktigimda cok daha iyi atlatmisim, cok daha sansli gecirmisim. Ancak o donemi yasayanlarin hepsini hayat daha bir farkli büyüttü sanki...

Nickfallin dedi ki...

Tabii ki...
Başımıza gelenlerin bir nedeni yok.
Oluyor sadece. Bize düşen kendi çocuklarımıza yaşatmamak.

fibonacci dedi ki...

çok keyifli anlatmışsın yaşanan değişik anılarını valla işte okuodum böle gülüp gülüp duruorum millet bana bakıo =))

bu arada erkeiz ya bütün anlatılanları es geçip hemen cımbız acaba nasıl bişeydi ona odaklanıor insan, yaşananlar seni büyüttüğü kesin bunları şu an böle anlatabilior bile olman güsel benzer hikayelerden geçip şu an çok farklı yerlerde olan insanlar olabilirdi heralde dediğin gibi mesele yaşadıgımız kötü tecrübeleri çocuklarımıza yaşatmamak yaşadıklarımızdan ders alabilmek heralde bir insanın zeki yada akıllı olduguna en önemli delalet yaşadıklarından hatalarından aldıgı dersler

fakeangel dedi ki...

cocuk olmak, herseye ragmen cok guzel dedim, isyerinde sikintidan patlamak uzereyken kurtaricim olan bu yaziyi okudugum sure boyunca.