29 Aralık 2008

Anita Briem



Kendisi Journey to the center of the earth'te arzın merkezine seyahat ederken görüldü.

Four Leaf Taybak'i kurtarmak



Tropic Thunder'ı izlemiş ve vasat bulmuş olan çok amma ve lakin bu filmdeki dokundurmalar, giydirmeler, parodiler, göndermeler beni öldürüyor arkadaş. Tugg Speedman'ın oynadığı "özürlü çocuk" merkezli sikindirik drama Simple Jack ile ödül avcılığı yapan Tom Hanks'e, DVD yorumları yayınlanana kadar oynadığı karakteri bırakmadığını, onun senaryoyu değil senaryonun onu okuduğunu idia eden Kirk Lazarus isimli muhteşem gerzuba ile metod oyuncularına, Recep İvedik fiziğiyle Tom Cruise'un aşmış bir performans sergilediği Less Grossman ile yapımcılara değdiren filmde Kirk'ün öldüren diyalogları mevcut.

Kirk'ün en önemli özelliği kendisini oynadığı karakterle feci şekilde bağdaştırması ve onu sahiplenmesi. Herif zenci çavuş rolünün hakkını verebilmek için estetik ameliyat geçiriyor. Dahası filmde kavga ederken bile zenci ağzıyla konuşarak Alpa Chino'yu delirtiyor.

Tugg Speedman: This is insane. Are you really going to abandon this movie? We're supposed to be a unit!
Kirk Lazarus: Suck my unit!

-0-

Kirk Lazarus: Everybody knows you never go full retard.
Tugg Speedman: What do you mean?
Kirk Lazarus: Check it out. Dustin Hoffman, 'Rain Man,' look retarded, act retarded, not retarded. Counted toothpicks, cheated cards. Autistic, sho'. Not retarded. You know Tom Hanks, 'Forrest Gump.' Slow, yes. Retarded, maybe. Braces on his legs. But he charmed the pants off Nixon and won a ping-pong competition. That ain't retarded. Peter Sellers, "Being There." Infantile, yes. Retarded, no. You went full retard, man. Never go full retard. You don't buy that? Ask Sean Penn, 2001, "I Am Sam." Remember? Went full retard, went home empty handed...

-0-

Alpa Chino: No, I always wanted to. I guess I just never had the courage to ask. It's complicated.
Kirk Lazarus: Nah! It's simple as pie man, you plant your feet on the ground, you look her square in the eyes you say "Hey! baby, you and me's goin' on a date, that's in the story"... What's her name?
Alpa Chino: ...Lance
Kirk Lazarus: You say 'Listen here, Lance'... Lance? What the fuck did I just hear? Lance?
Kevin Sandusky: Did you just say Lance?
Alpa Chino: No! No, I didn't say Lance. I said Nance.
Kevin Sandusky: It sounded a lot like Lance.
Alpa Chino: Dammit, I'm Alpa Chino! 'I Love Tha Pussy', aight? Lay yo ass back down and look at the stars.
Kirk Lazarus: When you wrote 'I Love Tha Pussy', was you thinking about danglin your dice on Lance's forehead?
Kirk Lazarus: [Alpa reveals he is gay] It's Hollywood, man! Everyone turns gay at some point!
Alpa Chino: I'm not gay! I love tha pussy!

-0-

Alpa Chino: And why am I in this movie? Maybe it's because I just knew I had to represent, because they had one good part in here for a black man and they gave it to Crocodile Dundee!
Kirk Lazarus: Pump your brakes, kid. That man's a national treasure.
Alpa Chino: I just wanted to thrown another shrimp on your barbie!
Kirk Lazarus: That shit ain't funny.
Kevin Sandusky: Hey, fellas... it's hot! We're tired! It stinks!
Alpa Chino: I ain't fuckin' with you, Kangaroo Jack. I'm sorry the dingo ate your baby!
Kirk Lazarus: You know that's a true story? Lady lost a kid. You're about to cross some fuckin' lines.
Kevin Sandusky: Guys, relax!
Alpa Chino: You know what? Fuck that, man! I'm sick of this koala-huntin' nigga tellin' me-
[is cut off as Lazarus slaps him; goes to punch back]
Kirk Lazarus: [blocking the punch and pulling Alpa into an embrace] For four hundred years, that word has kept us down.
Alpa Chino: What the fuck?
Kirk Lazarus: Took a whole lotta tryin' just to get up that hill. Now we're up in the big leagues, gettin' our turn at bat. As long as we live, it's you and me, baby...
Alpa Chino: [pulling away] That's the theme song to The Jeffersons. Man, you really need help.
Kirk Lazarus: Just because it's a theme song don't mean it's not true.

-0-

Rachel Hurd wood 2



saçlarını dağıtırsın
rüzgarlara bırakırsın
sen sevmeye yakışırsın
seni sevmeyen ölsün

Rachel Hurd Wood 1

25 Aralık 2008

Önce emniyet sonra hareket



Moda'da maymun gibi ağaçlara tırmanıp beyaz, kara dutları koparıp ağzın burnun yara içinde kalana kadar yiyebildiğin, bahçelerden incirleri hüpletip ishal olabildiğin günlerdi. Moda Sahili dediğin yerde henüz yürüme, koşu parkuru yoktu. Babalarımızın denize girdiği ahşap iskele terk edilmiş çürümekteydi.

Şair Nefi Sokak'tan cami yönüne giderkene marketin bulunduğu sokaktan sağa sapınız, sonra tekrar sağ, hemen sol derken çıkmaz bir sokakta bulacaksınız kendinizi. Bir elli metre daha ilerleyiniz, işte dut ağaçları solunuzda, çayır ise sağınızdaydı. Şimdi dev apartmanların konuşlandığı arsa bir zamanlar Mustafa Çayırı olarak bilinirdi. Pek çok Modalı veled hayatındaki ilk mahalle maçını bu çayırda yapmıştır. Şimdiki veledler ilk maçlarını PS2'de yapıyor. Kim daha şanslı?

İlkokuldayım, bütün arkadaşlarım kapıcıların çocukları o zamanlar. Bitmek bilmeyen yaz günlerinde dağ gibi yayılmış ödevler beklerken Mustafa Çayırında binbir aktivite bizleri bekliyor. Kah bisiklet tepelerinde yokuş aşağı adrenalin, kah plastik topla taştan direk, çift kale futbol. Ya da konumuz olduğu üzre laz müteahitlik.

Diken var Badem var. Kardeş bunlar. Diken'in saçları dimdik, burnunda sürekli sümük var. Her nefes verdiğinde bu yeşil sümük on santim uzuyor, bir hık içine çektiğinde burnuna geri dönüyor, sonra tekrar iniyor. Bu şekilde bir devridaimi var Diken'in. Badem de bunun abisi. Genelde aktiviteler Badem ile oluyor, Diken olaya ombudsman ve fasulye olarak sonradan katılıyor. Diken cılız biraz. Yetersiz beslenmeden diyeceğim; gerçi Moda'da kapıcıların hali vakti yerindedir, fena değildir o ayrı. Düz mantıkla Diken yetersiz besleniyorsa Badem'in de yetersiz beslenmesi gerekir ama Badem Orc iken Diken Hobbit. Hatta Badem doğrudan Diken ile beslenmiş gibi. Böyle esrarlı durumlar var.

Diken, Badem ben bir gün Mustafa Çayırında kendimize çok gizli bir ev yapmaya karar veriyoruz. Fikir bana ait, muhtemelen Enid Blyton'un sekiz kafadarlar, yedi kankalar, altı biraderler tarzı kitaplarından birinden esinlenmişimdir, kulüp evi hesabı. Tabi burası Amerika değil, babamızın bize bahçedeki incir ağacına ahşap ağaç evi yapacak hali yok. Bizim penthouse'umuz Çayırda olacak, taştan olacak (güya) yazın serinletecek, kışın da ısıtacak.

Çevre inşaatlardan yürüttüğümüz taşlarla başlayan inşaatı, dedemin bakkalından yürüttüğüm kurdela ile temsilen açıyoruz. Her gün belli saatlerde Diken, Badem ve ben herkeslerden gizli, klassifayd operasyonumuzu yürütmek üzere geliyor, taşları elden ele imece usulü gecekondumuza taşıyor, duvarları yavaş yavaş örüyoruz. Hiçbirimizin konuya herhangi bir yeteneği yok, iş tamamen doğaçlama. Bildiğin gerzek gerzek çalışıyoruz.

Günlerden bir gün yine yaz güneşi ensemizde boza pişirirken son kalan harçlığımla Badem'e oğlum bakkaldan üç kola kap gel, serinleyelim lan diyorum. Badem gidiyor, inşaatta Diken ile ben kalıyoruz. Personel yetersizliğinden elden ele gitmesi gereken taşlar şimdi karpuz gibi fırlatılmaya başlanıyor. Önce yumruk büyüklüğünde taşlarla başlıyorum, sonra Nadide Sultan Memesi kadar, kafam kadar derken ben her nasılsa fasulye Diken'in bu taşları ıkına ıkına yakalayıp taşımaya çalışmasıyla çok eğlenmeye başlıyorum. Tabi daha ilkokulda olmanın ve havanın gereksizce sıcak olmasının getirdiği gerizekalılık da var. Bu gerizekalılık halen de mevcut ama daha başımı o gün yaklaştığım kadar belaya sokmuş değilim.

Bu imece usulü Diken'e eziyet faslının zirve kısmı götüm kadar bir kayayı kucaklayışım ve göğüsten çıkararak Diken'e fırlatışımla oluyor. Taş elimden çıktığında ne bok yediğimi farkediyorum. Zaten sürekli abi, dur, yapma, etme diyen Diken'in gözleri zebellah gibi kayayı görünce fal taşı gibi açılıyor, başına gelecekleri anlayıp sus, pus oluyor herif; çubuk makarna misali kolları kafayı korumak üzre başın üstüne kalkıyor, ancak kaya daaan diye kafaya inerek gümm diye düşüyor, toprağa saplanıyor. Diken ise kendi etrafında şöyle bir dönüp reverans yaparak yere yığılıp kalıyor.

Şimdi sıçtık hissiyatıyla beraber uyuşan bacağa dolan kana benzer bir ürperti makatımdan ayaklarıma kadar dolaşıyor. Diken'i önce ayağımla dürtüyorum, ses yok. Lan diyorum kalksana, yine ses yok. Yüzüstü düşen talihsiz sabiyi çeviriyorum ve bütün hayatım (yaklaşık 8 sene) gözümün önünden geçiyor. Diken'in alnının sol köşesinde pencere gibi bir delik var ve içinden beyaz bir şeyler görünüyor. Dünya etrafımda şöyle bir dönüyor, gitti diyorum, öldü herif. Bok vardı o kayayı atacak, bravo. Olanlara inanamıyor tekrar deliğe bakıyorum, sıçtık diyorum ve zart diye yere oturuyorum.

Anası babası da var bunun şimdi. Naptın oğlumuza diycekler. Sonra polis gelir, götürür merkeze, öptürür herkese. Anneme babama ne diyeceğim, e birazdan Badem gelecek ona ne diyeceğim? Ben senin kardeşinin kafayı karpuz gibi yardım, pekmezini akıttım denir mi? O kayayı atan elini sikeyim Ömer.

Bu esnada kontrol mekanizması devreye giriyor ve eve koşuyorum. Beyin bakıyor olmayacak kafayı yemeden eve git sen diyor. Annem odamda ütü yapıyor, ulan diyorum bundan sonra çok iyi bir insan olucam, annemin babamın bir dediğini iki etmiycem. Hiçbir şey olmamış gibi annemle sohbet ediyorum, bana puding yapıyorum git bi karıştır diyor, hay hay diyorum, Ömer yarın perdeleri yıkadım onları takıcaz, siz nasıl uygun görürseniz efem diyorum. Bir yandan da kulak kapıda. Moda Polis Department, CIA, FBI gelecek kelepçeyi takıp götürücekler. Sonra ulan diyorum, herifi orada yaralı bıraktık birine söyleseydin etseydin, yok. İnşaattan kafaya taş düştü öldü o, yorum yok.

O gazla oturuyorum yaz ödevlerine başlıyorum, FBI ile CIA gelmiyor, akşam yemeği yeniyor, TV'nin başına oturuyorum kapıcılardan, Badem'den haber bekliyorum o da yok. Karar veriyorum bir daha asla dışarı da çıkmıycam. Çıkarsam birinin kafayı yarma ihtimalim de yüksek. Riske gerek yok. Madem tutuklamaya gelmiyorlar, oğlana ne oldu sormuyorlar gözlerine gözlerine sokmanın manası yok. Ben bilmiyor Badem, ben bilmiyor Diken, ben dilinizi bilmiyor.
Yatıyoruz, kalkıyoruz.

Sabah kahvaltısından sonra örnek vatandaş kimliğimi pekiştirmek üzere hemen ödev başına oturuyorum. Ancak annem eve ekmek ile süt almak üzre bakkala gitmem gerektiğini söyleyince başımdan aşağı ketıldan sular dökülüyor. Bakkal demek kapıcı demek, kapıcı demek Badem demek Diken demek. Anne diyemiyorum beni linç ederler orda, ben dün Diken sizlere ömür. Ahanda böyle kaya fırlattım kafaya, diyemiyorum.

En sonunda kaçınılmaz bir şekilde para alınıyor ve bakkala gidiliyor, gidiliyor ve bakkalın önünde şok yaşanıyor.

Benim son 24 saat herif öldü pekmezi aktı diye canımdan can giderken Diken kendisi yaş ve size'ında 5-6 veledle yakalamaç oynuyor. Alnın sol tarafına bakıyorum sikindirik bir yara bandı var.

Dellenip Gellanburaya! diye bağırıyorum.

Şaşırıyor geliyor çocuk.

Lan madem bi bok olmadı neden ceset gibi yatıyosun pezevenk?! Ömrümden ömür gitti lan! diye bağırıyorum, iki tane çakıyorum Diken'e. Sümük tokadın şiddetiyle iniyor, hık yukarı çıkıyor.

İçim rahatlamış, aklanmış, yeniden sivil hayata dönmüş olarak elimde ekmek, süt ve para üstüyle alınmış çikolatalı süt ile örnek vatandaş yeminimi bozarak dönüyorum eve. Annem Ömer şimdi çamaşır makinesini boşalt derken uşağın mı var? diyerek resti çekip çikolatalı sütümle odaya giriyor, masanın üstündeki kitaba bakıp sikerim Garcia'yı da mektubunu da diyerek o yaz bir daha açmamak üzre kapıyorum.

Ben de beyni aktı zannettim, ulan o herifte beyin ne arar?

13 Aralık 2008

Terlemeden sevişenler



saat 11'miş meğerse fildişinden kulelerde sönüyor ışıklar bak
geceye günaydın diyelim gözlerinde çapak varsa hemen silelim

sıradan ölümlüleriz, büyümüş kimyası değişmiş
yazarız banıp kanımıza, tutkunuzdur yazgımıza

nasıl anlasınlar seni beni
acıkmadan yiyenler,
uyumadan önce ayaküstü terlemeden sevişenler

niye külçe gibi kalpleri, kurumuş ağızları dilleri, hepsi yorgun yaşamamaktan
boşver anlamasınlar seni, ben anlarım bakışından, bilirim her hücreni

nasıl görecekler seni, kapalıyken sımsıkı kalpleri, boşver dişle kendi fünyeni
zaten bir gün her şey biter, kabul edenler etmeyenler, kabul edilmiştir

nasıl anlasınlar seni beni
acıkmadan yiyenler,
uyumadan önce ayaküstü terlemeden sevişenler

11 Aralık 2008

All Hail Michael Bay


Adam olacak film trailer'ından, afişinden belli olur derler. O kumun üzerine düşen robot gölgesini görür görmez bu film olacak diye düşünmüştüm. Bu özel efekt rahatsızı muhteşem uyarlamayı bugün analım istedim:

* Megan Fox'un filmdeki fecahat performansı malumunuz. Ağzını toplamaktan aciz bu kızcağız, mimiksiz suratı ve ifadesiz bakışlarıyla benim bacaklarım uzun ve memelerim dolgun, bu filme başka da katkım yoktur dostlar diye bağırıyordu. Michael Bay de bunu doğrulayan laflar ediyor; Megan kazmasının oynadığı sahneleri defalarca çekmek zorunda kalmışlar; durup durup gülme krizine giriyormuş kendisi, o kadar ki bir iki yerde kızın suratını kapamak, bazen de tamamen sahneden çıkarmak zorunda kalmışlar. Shia Laboeuf'e saldıran robotu kesme sahnesi de sıçtığı sahnelerden biriymiş. Robotu testereyle doğrarken arzulanan haşin ifadeyi ve vücut dilini yakalayamayan Fox'a Bay en sonunda kızım bu sahneyi beceremezsen sabaha kadar tekrarlarız kuşkun olmasın diyerek tehdit etmek zorunda kalmış. Spielberg bu filmde Hollywood yıldızı istemiyorum çünki filmin kendisi yıldız olacak demiş.

* Uyarlamanın yapılacağının ilan edildiği günlerde yönetmen Michael Bay ciddi ölüm tehditleriyle karşılaşmış. Hatta bazıları ileri giderek ofisinin penceresini camını indirmeye kalkışmış. Neyse ki diyor Bay, iki yıl önce kullandığım eski ofisimin önünde gösteri yaptılar, kafaları yenisini bulmayı akıl edecek kadar çalışmıyordu.

* Özel efektler için Lucas Arts'ın SW3'te General Grievous için kullandığı şablon önerilmiş ama yönetmen Lucas'ın renklerini çok pastel, kontrastı zayıf ve gerçekçilikten uzak buluyormuş. Grievous için kullanılan şablonu da detay olarak yetersiz bulmuş. Hakikaten de filmde robotların üzerindeki ışık yansımalarını, gölgeleri incelediğinizde Bay'ın daha gerçekçi olduğu aşikar. Tabi Lucas Arts'ın pastel renkleri SW3 için daha uygundu o ayrı.

* Akrep şeklindeki robotun askerleri kovaladığı sahnede, kaçan askerlerin arkasına bir halı serilmiş, altına da uzaktan kumandalı bombalar döşenmiş. Kendilerine, beyler, sakın düşmeyin, tökezlemeyin, hiçbir şey için durmayın denmiş. Diyor ki Bay, o sahnede suratlarındaki dehşet ifadesi bu yüzden gerçektir.

* Cep telefonu ve kredi kartıyla ile Pentagon'u ödemeli arama muhabbeti vaktiyle Granada'da mahsur kalan Amerikan askerlerinin başından geçen gerçek bir hikayeden alıntıymış.

* Karaip Korsanları için 350 milyon $, Örümcek Adam için 325 milyon $, bu film içinse 150 milyon $ harcanmış. Michael Bay filmi günlüğü 151 $'a getirdik diyormuş. Spielberg bütçe konusunda aşırı hassasmış. Filme başlamadan kullanacağın efektleri baştan hesapla bana masraf çıkarma demiş. Bu tarz kısıtlamalar yüzünden Bay, robotların yüzlerini istediği kadar detaylı yapamamış.

* Bumblebee'nin tünelde iki teker üstünde gitme sahnesi için 3 buçuk saat uğraşmış şöför.

* John Turturro Simmons rolünü yorumlarken Michael Bay'den etkilendiğini söylese de Bay bu karakter bana benzemiyor şeklinde iddialarda bulunuyormuş. Bana da takıntıklı bir tip gibi geldi bu Bay.

* Sam ve Mikaela Sector 7 ajanları tarafından tutuklanır, konvoy halinde merkeze götürülürlerken Optimus Prime ve şukerası baskın yapar. Araçtaki özel ajanların silahları mıknatısla çekilirken şöför koltuğundaki arkadaşa bakın. İple çekilen silah pat diye suratına yapışıyor. Bay adama bu sahne çekilmeden yüz defa merak etme kardeş, iple çekicez kaza falan olmaz demiş.

* Bu göl kenarındaki baskın sahnesi çekilirken sulara atlayarak intihar eden bir adamın hayatını ona kablo fırlatan teknisyen kurtarıvermiş.

* Blackout'u canlandıracak(!) helikopterin gerçek pilotunu görür görmez, ahanda aradığımız bıyıklı pilot bu demişler. Adam filmde oynamak için düğününü ve haliyle balayını ertelemiş.

* Teneke gürültüsü, zırıltısı, action sahnelerinde kullanılan teenage şarkılarıyla ilgilenmeyenler için, temalar Steve Jablonsky (Hans Zimmer'in müridi) tarafından yapılmış.

* Michael Bay kamyonlarla cümbür cemaat Allspark ile şehre inilen sahneyi günbatımında çekmek istemiş. Işık kaçacak diye zart diye bir polis barikatını aşmışlar. Sahne çekildikten sonra özür dileyen Ian Bryce, bayağı bir göt yalamak zorunda kalmış.

* Bonecrusher'ın trafiği birbirine kattığı sahnede hokey oyuncularından feyz almışlar, dikkat ederseniz daha sonra filmin en iyi sahnesinde Prime'a bu defa rugby oyuncusu gibi tackle yapıyor ve beraber otobandaki geçitten aşağı düşüyorlar. Orada yumrukla gözü çıkarma sahnesi de bence extravaganza.

* Filmin beni geberten sahnelerinden biri Frenzy Guy'ın (Uçakta müzik setine dönüşen robot) havaalanında eller cepte ıslık çalarak polis arabasına yürüdüğü sahnedir. Bu yaratık bütün film boyunca tik gibi Tutankhamon diyip duruyormuş aslında. Bir başka efsane sahne de belirtmeden geçemeyeceğim, roketlerden kaçan robotun kadının üstünden, ona teğet geçerek parende atıp saldırdığı sahnedir.

* Şehir içindeki çatışma sahnelerde reklam levhalarına, tabelalara iyi bakın, telif hakları ile ilgili bilgiler, lisanslar, Michael Bay'ın ev adresi ve bilmimum gereksiz şey var.

* Şehirdeki çatışma sahnesinde telefon kulübesinin yanında Roy isminde bir evsiz var. Arkadaş bir sinefilmiş meğerse. Set taşındığında otostop çekerek, bilet için para dilenerek peşlerinden gelmiş. Bay herifi o kadar sevmiş ki adama otel odası tutmuşlar, önce kabul etmemiş ama sonra ikna olmuş. Michael Bay her filminin setine götürecekmiş artık bu arkadaşı.

* Son sahneler artık, Megatron'dan kaçan Sam binanın tepesindeki heykellere tırmanacak. Bay efekt kullanmayalım Shia buraya tırmansın daha gerçekçi olur diyor. Shia da tam iş bitirici ayağına yatıp tamam abim sen nası istersen, hallederiz merak etme şeklinde esnaf ağzı yapıyor.
Amma ne zaman ki o binanın tepesine çıkılıyor Shia üç buçuk atmaya başlayıp ağız değiştiriyor. Kısa bir tartışmanın ardından, oğlum bu filmden deli para kazanıyorsun, Fear Factor'dakilerden çok daha fazla alıyorsun s.ke s.ke çıkacaksın denince Shia koala gibi yapışmak zorunda kalıyor heykele.

* Shia binanın tepesinden düştüğünde Megatron'un bir fiske vurup taksiye çarptırdığı eleman Michael Bay.

* Michael Bay, bu filmi Japonya'da bir salonda 4500 kişiyle izlemiş. Hayatımda yaşadığım en kötü iki saatti çünkü Japonlar için film izlerken tepki vermek çok ayıptır diyor yönetmen. Ama film bitip de 4500 kişi alkışlayınca teselli olmuş tabi kendisi. Bu arada filmi seyreden fan'lardan ölüm tehdidi gönderenler de dahil olmak üzere çok büyük bir grup özür dileyip teşekkür etmiş.

* Her trivia sonuna koyduğum alakasız bilgi: Yemekteyiz'de bu hafta misafirlerin önüne koyduğu her tabakta kıl bulunan Sahra hanım'ın yemeklerini vekaleten Chewbacca hazırlamış.