
Moda'da maymun gibi ağaçlara tırmanıp beyaz, kara dutları koparıp ağzın burnun yara içinde kalana kadar yiyebildiğin, bahçelerden incirleri hüpletip ishal olabildiğin günlerdi. Moda Sahili dediğin yerde henüz yürüme, koşu parkuru yoktu. Babalarımızın denize girdiği ahşap iskele terk edilmiş çürümekteydi.
Şair Nefi Sokak'tan cami yönüne giderkene marketin bulunduğu sokaktan sağa sapınız, sonra tekrar sağ, hemen sol derken çıkmaz bir sokakta bulacaksınız kendinizi. Bir elli metre daha ilerleyiniz, işte dut ağaçları solunuzda, çayır ise sağınızdaydı. Şimdi dev apartmanların konuşlandığı arsa bir zamanlar Mustafa Çayırı olarak bilinirdi. Pek çok Modalı veled hayatındaki ilk mahalle maçını bu çayırda yapmıştır. Şimdiki veledler ilk maçlarını PS2'de yapıyor. Kim daha şanslı?
İlkokuldayım, bütün arkadaşlarım kapıcıların çocukları o zamanlar. Bitmek bilmeyen yaz günlerinde dağ gibi yayılmış ödevler beklerken Mustafa Çayırında binbir aktivite bizleri bekliyor. Kah bisiklet tepelerinde yokuş aşağı adrenalin, kah plastik topla taştan direk, çift kale futbol. Ya da konumuz olduğu üzre laz müteahitlik.
Diken var Badem var. Kardeş bunlar. Diken'in saçları dimdik, burnunda sürekli sümük var. Her nefes verdiğinde bu yeşil sümük on santim uzuyor, bir hık içine çektiğinde burnuna geri dönüyor, sonra tekrar iniyor. Bu şekilde bir devridaimi var Diken'in. Badem de bunun abisi. Genelde aktiviteler Badem ile oluyor, Diken olaya ombudsman ve fasulye olarak sonradan katılıyor. Diken cılız biraz. Yetersiz beslenmeden diyeceğim; gerçi Moda'da kapıcıların hali vakti yerindedir, fena değildir o ayrı. Düz mantıkla Diken yetersiz besleniyorsa Badem'in de yetersiz beslenmesi gerekir ama Badem Orc iken Diken Hobbit. Hatta Badem doğrudan Diken ile beslenmiş gibi. Böyle esrarlı durumlar var.
Diken, Badem ben bir gün Mustafa Çayırında kendimize çok gizli bir ev yapmaya karar veriyoruz. Fikir bana ait, muhtemelen Enid Blyton'un sekiz kafadarlar, yedi kankalar, altı biraderler tarzı kitaplarından birinden esinlenmişimdir, kulüp evi hesabı. Tabi burası Amerika değil, babamızın bize bahçedeki incir ağacına ahşap ağaç evi yapacak hali yok. Bizim penthouse'umuz Çayırda olacak, taştan olacak (güya) yazın serinletecek, kışın da ısıtacak.
Çevre inşaatlardan yürüttüğümüz taşlarla başlayan inşaatı, dedemin bakkalından yürüttüğüm kurdela ile temsilen açıyoruz. Her gün belli saatlerde Diken, Badem ve ben herkeslerden gizli, klassifayd operasyonumuzu yürütmek üzere geliyor, taşları elden ele imece usulü gecekondumuza taşıyor, duvarları yavaş yavaş örüyoruz. Hiçbirimizin konuya herhangi bir yeteneği yok, iş tamamen doğaçlama. Bildiğin gerzek gerzek çalışıyoruz.
Günlerden bir gün yine yaz güneşi ensemizde boza pişirirken son kalan harçlığımla Badem'e oğlum bakkaldan üç kola kap gel, serinleyelim lan diyorum. Badem gidiyor, inşaatta Diken ile ben kalıyoruz. Personel yetersizliğinden elden ele gitmesi gereken taşlar şimdi karpuz gibi fırlatılmaya başlanıyor. Önce yumruk büyüklüğünde taşlarla başlıyorum, sonra Nadide Sultan Memesi kadar, kafam kadar derken ben her nasılsa fasulye Diken'in bu taşları ıkına ıkına yakalayıp taşımaya çalışmasıyla çok eğlenmeye başlıyorum. Tabi daha ilkokulda olmanın ve havanın gereksizce sıcak olmasının getirdiği gerizekalılık da var. Bu gerizekalılık halen de mevcut ama daha başımı o gün yaklaştığım kadar belaya sokmuş değilim.
Bu imece usulü Diken'e eziyet faslının zirve kısmı götüm kadar bir kayayı kucaklayışım ve göğüsten çıkararak Diken'e fırlatışımla oluyor. Taş elimden çıktığında ne bok yediğimi farkediyorum. Zaten sürekli abi, dur, yapma, etme diyen Diken'in gözleri zebellah gibi kayayı görünce fal taşı gibi açılıyor, başına gelecekleri anlayıp sus, pus oluyor herif; çubuk makarna misali kolları kafayı korumak üzre başın üstüne kalkıyor, ancak kaya daaan diye kafaya inerek gümm diye düşüyor, toprağa saplanıyor. Diken ise kendi etrafında şöyle bir dönüp reverans yaparak yere yığılıp kalıyor.
Şimdi sıçtık hissiyatıyla beraber uyuşan bacağa dolan kana benzer bir ürperti makatımdan ayaklarıma kadar dolaşıyor. Diken'i önce ayağımla dürtüyorum, ses yok. Lan diyorum kalksana, yine ses yok. Yüzüstü düşen talihsiz sabiyi çeviriyorum ve bütün hayatım (yaklaşık 8 sene) gözümün önünden geçiyor. Diken'in alnının sol köşesinde pencere gibi bir delik var ve içinden beyaz bir şeyler görünüyor. Dünya etrafımda şöyle bir dönüyor, gitti diyorum, öldü herif. Bok vardı o kayayı atacak, bravo. Olanlara inanamıyor tekrar deliğe bakıyorum, sıçtık diyorum ve zart diye yere oturuyorum.
Anası babası da var bunun şimdi. Naptın oğlumuza diycekler. Sonra polis gelir, götürür merkeze, öptürür herkese. Anneme babama ne diyeceğim, e birazdan Badem gelecek ona ne diyeceğim? Ben senin kardeşinin kafayı karpuz gibi yardım, pekmezini akıttım denir mi? O kayayı atan elini sikeyim Ömer.
Bu esnada kontrol mekanizması devreye giriyor ve eve koşuyorum. Beyin bakıyor olmayacak kafayı yemeden eve git sen diyor. Annem odamda ütü yapıyor, ulan diyorum bundan sonra çok iyi bir insan olucam, annemin babamın bir dediğini iki etmiycem. Hiçbir şey olmamış gibi annemle sohbet ediyorum, bana puding yapıyorum git bi karıştır diyor, hay hay diyorum, Ömer yarın perdeleri yıkadım onları takıcaz, siz nasıl uygun görürseniz efem diyorum. Bir yandan da kulak kapıda. Moda Polis Department, CIA, FBI gelecek kelepçeyi takıp götürücekler. Sonra ulan diyorum, herifi orada yaralı bıraktık birine söyleseydin etseydin, yok. İnşaattan kafaya taş düştü öldü o, yorum yok.
O gazla oturuyorum yaz ödevlerine başlıyorum, FBI ile CIA gelmiyor, akşam yemeği yeniyor, TV'nin başına oturuyorum kapıcılardan, Badem'den haber bekliyorum o da yok. Karar veriyorum bir daha asla dışarı da çıkmıycam. Çıkarsam birinin kafayı yarma ihtimalim de yüksek. Riske gerek yok. Madem tutuklamaya gelmiyorlar, oğlana ne oldu sormuyorlar gözlerine gözlerine sokmanın manası yok. Ben bilmiyor Badem, ben bilmiyor Diken, ben dilinizi bilmiyor.
Yatıyoruz, kalkıyoruz.
Sabah kahvaltısından sonra örnek vatandaş kimliğimi pekiştirmek üzere hemen ödev başına oturuyorum. Ancak annem eve ekmek ile süt almak üzre bakkala gitmem gerektiğini söyleyince başımdan aşağı ketıldan sular dökülüyor. Bakkal demek kapıcı demek, kapıcı demek Badem demek Diken demek. Anne diyemiyorum beni linç ederler orda, ben dün Diken sizlere ömür. Ahanda böyle kaya fırlattım kafaya, diyemiyorum.
En sonunda kaçınılmaz bir şekilde para alınıyor ve bakkala gidiliyor, gidiliyor ve bakkalın önünde şok yaşanıyor.
Benim son 24 saat herif öldü pekmezi aktı diye canımdan can giderken Diken kendisi yaş ve size'ında 5-6 veledle yakalamaç oynuyor. Alnın sol tarafına bakıyorum sikindirik bir yara bandı var.
Dellenip Gellanburaya! diye bağırıyorum.
Şaşırıyor geliyor çocuk.
Lan madem bi bok olmadı neden ceset gibi yatıyosun pezevenk?! Ömrümden ömür gitti lan! diye bağırıyorum, iki tane çakıyorum Diken'e. Sümük tokadın şiddetiyle iniyor, hık yukarı çıkıyor.
İçim rahatlamış, aklanmış, yeniden sivil hayata dönmüş olarak elimde ekmek, süt ve para üstüyle alınmış çikolatalı süt ile örnek vatandaş yeminimi bozarak dönüyorum eve. Annem Ömer şimdi çamaşır makinesini boşalt derken uşağın mı var? diyerek resti çekip çikolatalı sütümle odaya giriyor, masanın üstündeki kitaba bakıp sikerim Garcia'yı da mektubunu da diyerek o yaz bir daha açmamak üzre kapıyorum.
Ben de beyni aktı zannettim, ulan o herifte beyin ne arar?


9 yorum:
korktum len bi an çocuğu öldürdün de ben de burda bir katilin suçuna ortak oldum diye.
allahtan lmemiş velet
Veled is down! Repeat veled is down!
Ben de korktum tabi...
Yaz abi.. Sen yaz..
Hakkaten, yakışıyor sana...
isyerinde kahkaha attim hocam elemanlar donup bakakaldi oyle. Leziz olmus.
Benim de bir sonbahar gunu anneannemin bahcesinde bir incir agacinin yapraklarini dokmesine yardim ederken yarim tugla ile kuzenin kafasina kinder surpriz yumurta eklemisligim vardir. Hala her gordugumde ulan o tugladan nasil kacmadan mal gibi baktin kafana gelirken diye takılırım.
çocukken bir halt yedikten sonra "sanki hiç olmamış gibi davranayım, belki inanırlar" saflığı ne süperdi!
Çocukken her şey süperdi ki!
insanların normal haldeyken ve uyur haldeyken ve rüya görür haldeyken beyin dalgalarını incelemişler.
rüya görürkenki beyin hareketleri çocukkenkilere çok yakınmış.
yani neymiş?
çocukken hepimizin kafası güzelmiş.
Hocam cok hostu gercekten, arka arkaya butun yazilari okumaya basladim.
Valla vaktiniz varsa tavsiye ederim =)
Yorum Gönder