
Aslında hem İslamcılar'dan hem de Kemalistler'den aldığı ağır eleştirileri göz önüne alarak başarılı bir belgesel olduğunu az çok tahmin ediyordum Mustafa'nın. Pazar günü Radikal 2'de Baskın Oran'ın yazısını da okuyunca (linkini bu pazarın Radikal 2'si web sitesine aktarılınca vereceğim) Can Dündar'ı maddi manevi desteklemek gerektiği konusunda inancım iyice pekişti, apar topar fırladım İstiklal caddesi'ne.
Pazar günkü Hürriyet gazetesinde Can Dündar, tabu neymiş şimdi anladım, diyordu. Ben de kendisini o kadar iyi anlıyorum ki! Bu blog'u takip edenler, yine Dündar'ın bir kitabından alıntılayarak yazdığım sadakatsiz erkekler postu ile gökten indiği varsayılan kitapların dogmaları postu'nu okumuş olanlar en azından Mustafa'yı izleyince tebessüm etmişlerdir. Bu iki posttan sonra tahmin edersiniz ki hem İslamcılar'dan hem de Kemalistler'den saçma sapan hakaret mailleri aldım. Kemalist beni İslamcı olmakla, İslamcı da Kemalist olmakla suçluyordu ki ikisi de değilim.
Tarih eğitimi lise düzeyinde kalanlar için Mustafa Kemal'in Ermeni isyanını bastırmak karşılığında Kürtlere özerklik vaadetmiş olduğunu, Latife Hanım ile evlendiğinde kapıdan çevirdiği (çevirmek zorunda kaldığı) Fikriye Hanım'ın ölümüne dolaylı yoldan sebebiyet verdiğini, Deist, belki de Ateist olduğunu, dini devlet ve hatta toplumdan tasfiye etmek gerektiğini düşündüğünü öğrenmek büyük bir şok oldu tabi.
Okuyan bir toplum değiliz, görsel uyaranları tercih ediyoruz. Bunun sebepleri arasında ailede bu konuda örnek alınacak bireyler olmaması, okumanın asosyal bir eylem olması (televizyonu on kişi bir arada seyredebilirken kitabın bireysel bir eylem olması) gibi etkenler var. Biz aileyle beraber kırmızı açtı, mavi açtı, büyük hissediyorum küçük açtı muhabbetine katılıp minimum bilgi ve çabayla maksimum para dağıtan programları izlemek yerine odasına kapanan bireyleri sevmeyiz. Böyle olunca da bunları otuz yaşında belgesellerden öğrenen üniversite mezunlarımıza şaşıramıyorum.
Okumayanların bilmediği belgeselde de geçmeyen o kadar çok şey var ki! 29 Ekim'in hemen evvelsinde meclisin tatil edildiği, 29 Ekim sabahı Cumhuriyet ilanını tartışmak için apar topar toplandığında pek çok mebusun at ve katırlarla memleketi Anadolu'ya gitmekte olduğu, mecliste hazır bulunan muhalefetin de Mustafa Kemal'den bugün Cumhuriyet ilan edilmezse bazı kelleler uçacak sözünü duyduğunu da bilen pek yok.
Bunu söylediğinizde de zaten ya Fethullah sempatizanı, ya CIA ajanı oluyorsunuz. Aynen Can Dündar gibi. GSM operatörleri desteğini çekiyor, ortalıkta vatan haininin belgeseline gitmeyin başlıklı Fwd mailler dolaşıyor.
Peki neden Kemalist değilim? Çok basit. Kemalizm adı verilen düşünce tarzı, Atatürkçü Düşünce Derneği ve benzeri oluşumlar size ormanı gösteren adamın gösterdiği ormana bakacağına parmağa tapınmaktan başka bir şey değil de ondan. İdealleri olan bir adam var, erki gökyüzünden yeryüzüne indirmek, tüm dogmaları günlük hayattan silmek, dışa bağımlı olmayan, kişilere değil kurumlara dayanan bir sistem yaratmak istiyor. Siz, o adamı dogma, tabu haline getirip tanrılaştırıyor, tüm insani özelliklerinden arındırıp, onu insan olarak gösteren her şeye yoğun tepki gösteriyorsunuz. Mustafa Kemal bir günlüğüne yeniden hayata geri dönebilseydi, bu belgeselden Atatürk'ü alkolik, şehvet düşkünü olarak gösteriyor çıkarımını yapanların, ideallerine sahip çıkmaktan Anıtkabir'i türbeye çevirmeyi anlayanların en iyi ihtimalle suratına tükürürdü. Eğer ki siz bu tanrılaştırmayı destekliyor ve desteklemeyeni Atatürk düşmanı olarak yaftalıyorsanız, benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, beni anlamak yüzünü görmek değildir gibi o meşhur sözlerden başlayarak bu insanın ideallerinden bir bok anlamamışsınız, size verilen her şeyi papağan gibi yutmuş üzerine beş dakika düşünmemişsiniz demektir.
Bayan B.B. beni kırmadı, bu tarz düşünenlerden birinden gelen fwd maili benimle paylaştı. Daha geçen hafta bu ülkede tıp fakültesini bitirmiş doktorluk yapan bir şahıstan (ki arkadaşım değil, isim yüzünden mailime spam fwd mail yağdırıp duran bir şahıs kendisi) Kürtler bu ülkeye ne vermiştir başlıklı ırkçı, bölücü, halkı düşmanlığa kışkırtan bir mail almıştım. Kendisine Kürtler'in bu ülke için Kurtuluş Savaşı'nda bizimle beraber canlarını verdiğini, bu ülkeye onlarca sanatçı ve hatta Başbakan dahi yetiştirdiğini belirterek bir daha mail yollamamasını rica etmiştim.
Mustafa ile ilgili gelen mail de hakikaten üzücü, korkutucu:
Bilkent Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yüksek lisans yapan bir arkadaşımız belgeselde Çanakkale Savaşı'na az yer verilirken Mme Corrinne'e gönderdiği mektuplara çok yer verilmesine, Can Dündar'ın ATATÜRKÜMÜZ'ü dinsiz bir komünist olarak göstermesine(!) , Atatürk'ün dehası dünyaca kabul edilmiş bir insan olduğunu gözardı eden gazete kupürleri kullanmasına, Atatürk'e darbeci demesine(!), günde 1 adet büyük rakı bitiren bir alkolik(!) olarak göstermesine, Cumhuriyet coşkusunun yaşandığı Atatürk'ün sofrasını bayağı ve sıkıcı olarak göstermesine(!) çok içerlemiş. Diyorrr ki Mr Bilkent Yüksek Lisans, bu ülkenin ikinci bir Orhan Pamuk'a ihtiyacı yok! Yumruğunu masaya vuruyor Mr Yüksek Lisans, Can Dündar, Atatürk'ün Nutuk'unu yeniden anlayarak okuyunuz ve ona Mustafa'ya Atatürk demeyi öğreniniz.
Ferhan Şensoy, Falınızda Rönesans Var'da çantasını çalan Dolapdere'li çocuktan bahsederken Esmer vatandaş sözcüğünü kullandı diye bir avukattan aldığı tepki mailini okuyucuyla paylaşmış, demek ki bu ülkede hukuk fakültesi mezunlarını da adam yerine koyamayacağız demişti.
Genişletiyorum, demek ki bu ülkede Tıp Fakültesini ciddiye alamadığımız gibi, Bilkent'te Yüksek Lisans yapanları da adam yerine koyamayacağız.
Mr Bilkent Yüksek Lisans bu belgeselin Can Dündar'ın Atatürk'ün kendi tarafından da milyon defa işlendiği üzre, cephedeki değil, evinin bahçesindeki, okuldaki Mustafa Kemal'i işleme amacında olduğunu anlamamış. Kafası buna basmamış, neden Çanakkale kısa geçildi diyor. Kendini ifade etmek, birşeyi anlatmak iddiasındaki insanların çabası karşısındakinin kalın kafasına takıldıkça üzülüyor insan. Aslında Mr Yüksek Lisans bu sorusunu genişletebilirdi. Mme Corrinne var neden Sakarya, İnönü muharebeleri yok, hatta yeterince coşarsa neden Cumhuriyet Mitingleri'ni işlemediniz diye de sorabilir.
Atatürk'ün Lenin'e yazmış olduğu malum mektuptan ve diğer detaylardan dinsiz ve komünist çıkarımını yapmış olan arkadaşımızın dinsiz olmanın ve komünist olmanın bir suç olmadığının idrakına varmasını beklemek bile hata sanırım. Atatürk'ün dünya tarafından gördüğü takdir, başarısının ve alışılmadık yöntemlerinin üstün başarısına belgeselde kaç kere gönderme yapıldığını ve bunun bizzat gazete kupürleri ile kaç defa yapıldığını sayamadım bile. Arkadaşımız bunu da kendi dünya görüşüne uydurmuş, benim Atatürküm alkol almaz meyve suyu içerdi, benim Atatürküm'ün çilingir sofrası sıkıcı olmazdı bir kere tarzı Atatürkçülüğü ile Can Dündar'ı yeni Orhan Pamuk ilan etmiş. Bilmediği o kadar şey var ki? Yaşın getirdiği bir cahil cesareti ile kendisine öğretilmiş olanı hiç sorgulamadığı her satırında ve sahip olmadığı argümanda(!) bas bas bağırıyor.
Mustafa, Mr Cahil Yüksek Lisans, bugüne kadar hep cephede, Meclis'te Parti'de, kürsüde gördüğümüz bir adamın sosyal hayatını, özel yaşamını, resmi tarihten arındırılmış detaylar ile birlikte Can Dündar'ın kendisinin de belirttiği gibi 70 senelik bir gecikme ile TAMAMEN BELGELERE DAYANARAK(!) halka sunulmasıdır.
Senin Atatürk denmesini istediğin adam Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal Atatürk olarak doğmamıştır. Doğuşundan Kemal takma adını alana kadar adı Mustafa, oradan Soyadı Kanunu çıkana kadar Mustafa Kemal, soyadı kanunundan bugüne de Mustafa Kemal Atatürk olarak çağırılmalıdır. Yani Atatürk çocukken kargaları kovalardı dediğinde tarihsel olarak hata yaparsın, bahsettiğin şahsın adı o zaman Mustafa'dır. Bundan bile bihabersin. Can Dündar'ın Mustafa ismiyle seyirciye vurgunun Atatürk'e değil, askere, politikacıya değil, "insana" yapılacağını anlatmak istediğini de anlamamış ilk ismi kullanmanın hakaret amacı taşıdığını sanmışsın. Ve senin o Atatürk'ün rakı sofrası on numara olurdu bi kere anlayışın, iddialarının tekini bile kanıtlayacak belgeleri ihtiva etmiyor. Suikaste karşışanlar asılmadı mı? Asılmadıysa bu belgeler ne? Nerede? Kim hazırlamış?
Bu ülkede en Milliyetçi geçinenler, bu ülkede en Atatürkçü geçinenler ne Atatürk'ü anlıyor, ne Türkçe'yi konuşabiliyor, ne yazabiliyor, ne satır aralarını okuyabiliyor ne de onunla ilgili bir şeyi anlayabiliyorlar. Üzücü. Bilkent Üniversitesi adına da, bu arkadaşın okuyup bitirdiği bütün okullarda, bütün öğretmenleri adına da üzüldüm.
Gerçi Atatürkümüz, Modern Türkiye'nin Kurucusu yüce ATAMIZ salıncağa binmezdi, o 30 yaşında tüm siyasi ve askeri dehasıyla beraber doğmuş, ölümü de sirozdan değil bir dehaya yakışır şekilde aşırı kitap okumaktan gözleri bozularak olmuştu ama ben ve diğer CIA ajanları kendisinin salıncağa bindiği, denize girdiği fotoğrafları montajlayarak ülkeyi birlik ve beraberliğe en ihtiyaç duyulan şu günlerde bölmeye çalışıyoruz.


Belgesele dönüyorum. Ben sinemadan gözleri dolmuş şekilde çıkacağımı hiç düşünmemiştim, ama öyle oldu. Yazının girişinde bu kadar tepki almasından nelerden bahsettiğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordum ama Can Dündar'ın kontrastlarla oynayarak bu kadar güzel bir anlatım kullanması tartışmalardan dolayı gözardı edilmiş. İlk bölümün müziklerini hiç beğenmedim. Balkan müziğini zaten sevmem o ayrı ama o dramatik çocukluğun kasvetli havasını veren görüntülerle Goran'ın müzikleri bence uyuşmamış. Eric Satie olsaydı dedim içimden defalarca.
Üvey kardeş konusunu hiç bilmiyordum, evinden bu şekilde ayrıldığını bilmiyordum. Ben Cumhuriyetin ilanından sonra aşırı derece alkol aldığını ve bunu alkolü ve eğlenceyi çok sevdiğinden yaptığını sanıyordum. Tam aksine bu kadar uçsuz bucaksız bir yalnızlığı, bu tarz bir mutsuzluğu aklıma getirmemiştim. Milletine bir rol modeli verebilmek için evlenen, bir şekilde Fikriye Hanım'dan vazgeçen, aşık olmaya vakti olmamış bir adamın yıkıcı hüznü vardı bu hikayede. Mustafa, hem tek odalı bir evin peşinde koşuyor, aynı zamanda bu izolasyon ihtiyacı içinde arkadaşlarının kendisini yalnızlığa hapsettiğinden şikayet ediyor. Aslında mahremiyet ihtiyacı bütün bir ülkenin sorumluluğunu almasından ileri geliyor tabi. Çevresinde dengi olmayan bir adam, bundan sonra kafamıza şapka takıyoruz diyerek insanlarına şapka taktırabilen, bundan sonra Latin harfleri kullanacağız diyerek tüm alfabeyi değiştirtebilen bir adam. Bu yaptıklarının büyüklüğü Türkçe Ezan'ın ömrünün kaç yıl(!) olduğu düşünülerek bulunabilir.
Sürekli bir parasızlık imkansızlık içinde, idealleriyle, umutları ve özlemleriyle Mustafa'yı ben çok sevdim. 29 Ekimler'de, 10 Kasımlar'da, 23 Nisanlar'da otoriter Ulus Devletin temeli pek sağlam olmayan bir devlet yapısını destekleyebilmek için sadece dikta rejimlerinde görülebilecek şekilde heykellerini, üniformalı resimlerini kullandığı, her işyerinde, ofiste bize kötü kötü bakan adam sadece statükonun tezahürüyken, salıncağa binen, seven, üzülen, özleyen, annesine veda edemeyen bu adamı eskiden duyduğum saygı bir yana bu defa çok ama çok sevdim.
Onunki dengi az bulunan, yüz yıllık hatta daha büyük bir yorgunluk, büyük bir yalnızlıktı. Ve elinde rakı bardağı hüzünle her başını eğdiğinde ATAMIZ'ı alkolik göstermişler değil, aynen İnönü'ye dediği gibi sen yalnız değilsin, sen benim arkadaşım kardeşimsin demek istedim.
Mustafa'yı izleyin. Mustafa'yı izletin. O filmlerde gördüğünüz hayatını, aşkını bir amaç uğruna feda eden o süper kahramanların(!) ete kemiğe büründüğü insan hali için. Her gittiğiniz yerde size kötü kötü bakan bir adamın yaşadığı büyük yalnızlığı hatırlamak için.
Onu hatırlayınız.


17 yorum:
inan mustafa ile ilgili okudugum en güzel eleştiriydi. tebrikler.
çok kişiyle paylaştım.
teşekkürler ve tebrikler.
"Ben, manevi miras olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor; milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."
demiş bir adamı dogmalara hapsediyorlar, tanrısallaştırıyorlar ya ben ona yanıyorum.
ah o salıncaktaki çocuklar gibi gülen resmi yok mu...işte o mustafa'yı gördüm ben filmde. harika bir yazı bu.
leziz bir yazı olmuş, ayrıca benzer duyguları bende yaşadım ve dün akşam apar topar gittim izlemeye...
o kadar ürktüm ve o kadar tedirgin oldum ki sırf bu beyazperdeye yansıtılan eserin yarattıklarına ve ne mutlu ki açığa çıkartıp uyandırdıklarına,bazı anlar yaşadığım yere yabancılaştım,aynı dili konuştuklarımdan çekindim.
başından beri elimden geldiğince takip ettim Can Dündar'ın bizzat içinde bulunduğu ya da o olmadan atılıp tutulanlara.
haber bültenlerinde,tartışma programlarında insanların ağızlarından çıkanlar benim ağzımı açık bıraktı.sürekli yerimden fırladım bir şeyler bağırmak bir şeyler söylemek bir yerlere yazmak istedim düşüncelerimi.eline sağlık ki yazmışsın.
her ne kadar her bir içi boş yorum yapanın diğer boş yorumlardan etkilendiğini bilsem de bu bi koyun sürüsüne benzemekten alıkoymadı bizi.
yıllarca elleri yorulana kadar alkışlayıp yine malesef topluluğa dahil olma adına takdir ettikleri çalışmaları gerçeğe döken birine,sırf derin uykuda beyni çıkarılmış komidinin üstünde ya da bi rafta durmakta diye bu kadar çapsız düşüncesiz kelimelerle saldırmak büyük ayıp.resmen utandım.yaşadığım ve gördüğüm en büyük küstahlığa şahitlik ettim ve çocuklarıma ilk anlatacağım şeylerden biri oldu.
yıllarca çalışmanın,hiç kimsenin giremediği arşivlere girmeyi başaran bi adamın yarattığı bu sinema ürününü boynun üstündeki duyu organları yerine daha aşağıda arkalarda bir organla izleyebildikleri için ayrıca takdir ediyorum.her organ çok zorlandığında zarar görür tahriş olur.
kasmamak lazım.
sürekli uyuyan uyutulan gayet aşikar ki tabularla çevrilmiş bi duvar yığınını yavaş yavaş çatırdatmaya kırmaya başlayan bu ses,Can Dündar'ın da dediği gibi tam zamanında geldi.
çok (traji)komiktir ki bir ÜNİVERSİTEde yapılan söyleşide üniversite öğrencilerinin söyledikleri yerimde oturmamı engelledi.üstelik bazıları filmi izlemediklerini bile söyleme aptallığında bulundular.
kaldı ki filme gidip çıktıktan sonra uzun uzun ben de tartıştım hakkında.ama gayet olması gerektiği doğrultudaydı ki bunu da ayrıca hissettim.
böylesine gerçek yalın bir anlatım için Can Dündar'a yazı için de blog sahibine büyük teşekkürler.
az da olsa hep özdür
''Her gittiğiniz yerde size kötü kötü bakan bir adamın yaşadığı büyük yalnızlığı hatırlamak için''
Bana Atam hiç kötü kötü bakmadı: Ben Atam'ın yalnızlığını öğrenmek için Can Dündar beslemesinin çektiği amacı belli filmi de beklemedim. Sizin gibi liboş, emperyalist yalakası, hem yobaz hem de solcu tripleri bulunan cins insanlardan daha çok olsun diye çekilmiş bir kurgudur bu 'Mustafa'.
Sizin gibi bir naneden anlamayıp hem de böyle sivil sızma ajanlığı yapanlar mı medeniyetin takipçisi. Mustafa'yı ve yalnızlığını anlamak için önce Iq'ün olacak sonra da sabır ve çalışma azmin olacak. CAN DÜNDAR la yetinenler Mustafa'yı tanıdığı sanrısına kapılmış gaflet ve delalet içindeki tipitiplerdir.
HAde hadee anca senin gibiler yutar bunları..Uzaa
Merhaba,
Yazınızı çok beğendim, bir mahsuru yoksa, kendi yazıma da ekledim.
Teşekkürler,
Mine
sabah işe gitmeden yazını okumuştum. ofisteki bilgisayarı açtım, ilk gelen mesaj şu çapsız "Mr Bilkent Yüksek Lisans"ın forward edilmiş mesajı. tüm gün şirkette dolaştı, göklere çıkarıldı, alkışlandı bu mesaj?!!
memleketin sözde en okumuş kesiminin bu kadar dar görüşlü, at gözlüklü oluşu ve herkesi de aynı kalıba sokmaya çalışmalarını anlayamıyorum.
Bu Can Dündarı bu akdar övdünüz bakalım Nurcular için yapacağı belgeseli görünce ne yapacaksınız.
Memlekette bir tek tabu olarak Atatürk kalmıştı zaten.
çok güzel nick ... etkilendim yazından. ve birçok düşünceni de aynen paylaşıyorum.
braveheart ı seyrederken william ın sarhoş mu yoksa eşcinsel mi olduğunu hiç merak etmemiştim sadece yaptığı işlere bakmıştım. çok da görkemli bir filmdi.
sanırım Mustafa filmi için beklentimiz Atatürk ün yaptıklarını, ki dünya tarihini tamamen değiştirecek şeyler yapmak öyle kolay değil, anlatacak ve yurtdışında da gösterilecek süpersonik bir yapımdı. bu arada bir merakım da şudur. Kaç tane Atatürk filmi var da Atatürk ün tanrısallaşmamış hali filmi de yapalım artık, ihtiyaç vardı diye düşündük? Ben Mustafa Kemal Atatürk ü tüm dünyanın tanıyacağı bir film istiyorum. Ne işimize yaradı Atatürk ün bir büyük bitirmesi, yok karanlıktan korkması? Tamam tanrısal sıfatlarını kaybetti, artık tapınmayı bıraktık atatürk e, saol varol Can Dündar. ooo bizim Ahmet 1 büyük bitirir, üstüne 4 bira cilalar, Hem de bunu sabah akşam yapar. atatürkü en çok içer zannediyordum. bitti gözümde atatürk.
Sanırım herkesin eleştirisi bu yönde. beklentiler farklıydı. olsun, mustafa ile ilgili çok önemli şeyleri öğrendik. magazin belgeseli diye bir şeyin icat olduğunu öğrendik. ilk çekilen mustafa kemal atatürk filmi bunu haketmiyor bence...
son nefes
Yazinizda kendi kendinizle celisiyorsunuz belgeselin kendisiyle celistigi gibi.
Celistiginiz nokta belgeselin "Mustafa" kisiligini ortaya cikarmaya calistigini soylemeniz. Iddaniza gore bu yuzden Ataturk'un askeri-idari yasamina belgeselde deginilmiyor.
Lenin'e yazdigi mektup Ataturk'un ozel hayatindan bir kesit midir peki? Yoksa siyasi mi?
Belgeselin idda ettigi gibi kurtler hakkinda olan kisim ozel hayat kesiti midir peki?
Meclis hakkinda yaptigi konusma?
Iddaniza gore bunlarin hepsi onu anlamak icin eklenmis kendi "ozel hayat"indan kesitler!!!
Benim butun merakim bizim icin buyuk onemi olan tarihi bir kisiligi anlamamizda yardim edecek butun detaylarin neden incelenmedigi.
Eger Lenin mektubunu, kurt meselesini, mecliste yaptigi konusmayi bu belgesele Ataturk'un "evinin bahcesinde nasil bir adam oldugu"nu anlamamiz icin yerlestirdiyse Can dundar, ayni sekilde Canakkale Savasini, Ataturk Inkilaplarini, Inonu Muharebelerini de yerlestirmeliydi.
Onu "dogru", "her yonuyle" bir butun olarak hatirlayiniz.
son iki uc gundur, mustafa uzerine bir suru pozitif negatif elestiri okudum.bu yazida da katildigim cok nokta var,anlayamadigim ve katilmadigim taraflari da.
fakat surda gercekten sasirdim : biz de bazi hocalardan "odevini yaptin mi bak Ataturk seni izliyor"lara tabii tutulduk.belki sert bakislari anladim da kotu kotu bakmak?
surayi da anlayamadim :) : yaptiklarinin buyuklugunu turkce ezanin omruyle orantilamak? biraz basite indirgenmemis mi?
Merhaba , güzel ve açıklayıcı bir yazı olmuş bunun için teşekkürler ama içinde pek çok can sıkıcı ve hakarete varan cümlelerde var ki o açıdan ben mesela böyle alışkın değilimdir düz yazıda karşıdaki insanı farklı düşünüyor diye küçülten yazılara ..
Ben biraz sizin baktığınızdan farklı bakıyorum , o yüzden izninizle paylaşmak istedim . Siz gözleriniz yaşlarla çıktım demişsiniz ama sanırım algı farklılığı (unwelt ) o yüzden ben ezik hissettim kendimi daha çok , çünkü bi türlü sevinemedim filmde , mesela 'cumhuriyet ilan edildi ' cümlesi 3 cümlenin arasında çok normal bir şeymiş gibi geçti , bense ordan yerimden fırlamak istiyordum o derece... şahsen Atatürkü çok okumuş bir insnaım , filme gittiğimde zaten çoğu şeyi biliyordum , o açıdan pek şaşırtıcı gelmedi bana , alkolüne içkisine takılıcak bir mantıkta insan da değilim ama ben belgeselde 'Mustafa' halini de pek goremedim doğrusu .. Yani tedirgindim filmden çıktığımda , ve daha sonra neden tedirgin olduğumu bana anlatan en iyi yazı Mustafa Altıokların yazısıydı .. isterseniz bir de onu okuyun çünkü gayet objektif yazılmış bir yazı belgeseli sadece sinamatografik öğeler açısından inceliyor ve insanların üzerinde yaratmış olduğu psikolojiden bahsediyor ..
ps. blogunuza ilvanadan zıplayıp geldim :) bu okudğum ilk yazıydı .. iyi günler.
mustafa adlı belgeselimsi yapıtın hiçbir tutar tarafı yoktur. İzlerken dumurdan dumura koşmayanın tarih bilgisi yoktur demektir.
neden mi böyle konuşuyorum?
eğer bu filme pozitif yaklaşan, samimi bulan ya da "insan Atatürk" ü (ne demekse o?) anlattığını söyleyen varsa Turgut Özakman'ın bu belgeselimsi hakındaki 30 sayfalık eleştirisini okumasını biraz da tarih kitaplarını kurcalamasını tavsiye ederim!
info@bilgiyayinevi.com.tr adresinden rica ettiğinizde size yazıyı aynen gönderiyorlar. Zahmet edip okuyanlar olursa -özellikle Can Dündar efendi ve belgeselimsi yapıtı hakkında pozitif düşünce taşıyanlar - ne gibi bir şaşkınlığa uğrayacaklarını tahmin edebiliyorum. Yok ille de "ben olmayan tabuları yıkacağum!" şeklinde inat edenler de olacaktır. Olmalıdır da! Çeşit çeşit insan var!
Saygılar
Yorum Gönder